Anadolu Feneri

Ağustos 19th, 2008 by admin

Anadolu Feneri – Poyrazİstanbul Boğazının Anadolu yakası Karadeniz girişinde yer alan Anadolu Fenerine gidiyoruz ama önce Poyraz köye uğrayacağız

Beykoz’dan dönüp Yuşa Tepesini geçerek Anadolu Kavağına gidiliyor, bunun yanı sıra yola devam ederek Yoros Kalesi yanından geçip Poyraz ve Anadolu Fenerine ulaşmak mümkün. Bir başka alternatif olan Beykoz’dan direk olarak Akbaba Köyü yoluyla Anadolu Fenerine gidilebiliyor. Her iki yol ile ulaşılan bu iki nefes borusu İstanbul boğazına hâkim manzarasıyla yüksek tepelerde yer alıyor. Poyraz yaz boyunca teknelerin, yatların sığındıkları korunaklı bir koyda bulunuyor. Sahil kum plaj olunca denizden gördüğü rağbete karadan gelenler de ekleniyor. Kıyı bandı üzerinde omuz omuza vermiş, hepsi deniz manzaralı balık restoranları açık ve kapalı bölümleri ile köyün cazibesini artırıyorlar. Araçla sahile kadar inilebilen, dalgakıran çevresinde dolaşılabilen Poyraz da, araçla veya merdivenle çıkılabilen yüksekçe bir tepede seyir ve piknik alanı bulunuyor. Her iki yönde farklı bakış açılarına sahip manzaraya karşı ağaç gölgesinde çay yudumlamak, oksijeni bol, deniz kokulu püfür püfür esen rüzgâra teslim olmak, serinlikler yaşamanıza, tüm zihin yorgunluğundan kısa sürede kurtulmanıza yardımcı oluyor. Poyraz’ın hemen her yerinde araç park imkânı var. Köye bir köprü ile bağlanan ve Poyraz cami yanında bulunan uç burundan Anadolu Fenerini görebiliyor, hiç kimseye bir kuruş ödemeden muhteşem manzaraya karşı kalabildiğiniz kadar kalıyor, piknik yapabiliyorsunuz. Fakat daha cazip bir başka mekân Poyraz Gözetleme kulesi ve Kalesinin yer aldığı kule dibinde bulunuyor. Şimdi oraya gidiyoruz.
Poyraz Kalesi Caminin arkasında ki köprüden geçip köşedeki çeşmeyi sola doğru dönünce kale karşınızda beliriyor. Yeşillikler içinde ilerliyor ve kalenin içine girebiliyorsunuz.
Poyraz köyünün kuzeydoğusunda, boğaz girişine hâkim bir yerde, bugün kısmen ayakta kalabilmiş gözetleme kulesine sahip kale dairesel bir plana sahip. Batı giriş kısmı düz, 20 metre çapında olan kalenin duvar kalınlığı 160 cm olup, üzerinde 12’si dar, 12’si geniş mazgal bulunuyor. Kale girişinin sağ ve solunda personelin kaldığı mahzen girişleri görülebiliyor. Kalenin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1778 savaşı sonrası Kaptan-ı derya Cezayirli Hasan Paşa tarafından Fransız mimarı Baron de Tott’a yaptırıldığı sanılıyor. Karşı yakada yer alan Garipçe Kalesi ile aynı devre ait olduğu, aynı amaçla yapılıp kullanıldığı biliniyor. Kalenin etrafı ise bahar aylarında çıtı pıtı, renk ahenk çiçek yapıyor.

Kalede piknik

Kaleyi arkamıza alıp güvenle ilerliyor tepeye kurulmuş piknik bahçeli özel kamelyalı kır lokantasına konuk oluyoruz. Kır lokantasını Hayati Aktaş işletiyor. Balık, et, tavuk bulunduruyor. Piknik yapacağımız masaya yakın bir yere aracı çekiyor masaya yerleşiyoruz. Beraberimizde getirdiklerimiz varsa getirdiklerimizi, yoksa lokantaya vereceğimiz siparişlerle piknik yapıyoruz. Lokantadan hiçbir şey yemezseniz kamelya kirası 20 milyon TL ödüyorsunuz. Yemek yiyenler sadece yediklerini ödüyor, kira vermiyorlar. Lokanta personeli arzu edenlere kömürü yakılarak ateşi hazır mangal getiriyor. Çim kaplı tepede toprağa basarak, dolaşarak yemek yerken çevreden gelen diğer mangal dumanı kokuları kendin pişir, kendin ye zevkinizi körüklemeye yetiyor. Tam karşınızda Garipçe Köyü, Rumeli Feneri, boğazı bitirip Karadeniz’e kavuşan veya İstanbul’a giriş yapan gemiler, şilepler, arada yatlar, yelkenliler ve de tankerler sizi oyalıyor. Aileler, motosiklet grupları yemek yiyip, içeceklerini yudumlarken sahilde bulunan içi mağara gibi oyuk “Plefkaya” isimli ilginç konik kayaya da bakıyorlar. Kış boyunca üzerinden dalgalar geçen, duvarları döven dalgalara karşı koyan kaya kütlesi, doğal anıt olarak seyrediliyor. Kaya çevresi temiz denizi, manzarası ile yatların, küçük teknelerin uğrak yeri oluyor, isteyenler deniz banyosu alabiliyor, çevrede dolaşabiliyor, rüzgârlı tepede uçurtma uçurabiliyor, kalede anı fotoğrafları çekebiliyor.
Kule dibi piknik alanından ayrılıyor ve Anadolu Fenerine yöneliyoruz.

Anadolu Feneri
Gerek Poyraz, gerekse Anadolu Fenerine yaptığınız gezi boyunca içinizi bir huzur kaplıyor. Birincisi iyot ve yosun kokulu denizin kokusunu taşıyan filtre edilmişçesine temiz ve hafif rüzgârın bünyenizde yarattığı sakinleştirici etkisi.
İkincisi kent yaşamı içinde beton, asfalt, :-) :-):-):-)l zeminlerde dolaşıp üzerinizde biriken elektrikten toprağa basarak bünyenizi kurtarmış olmanız. Üçüncüsü ise her iki köye yaptığınız gezilerde hem İstanbul’dan uzakta çok farklı bir mekânda bulunduğunuzu hissediyor, görüyor, yaşıyor, hem de Levent, Maslak semtlerinden göğe yükselen gökdelenlerin oluşturduğu yeni İstanbul siluetini görerek, kentten pek de uzakta olmadığınızı fark ediyorsunuz.
Hiç İstanbul’da değilmiş gibi bir izlenim içinde ilerlediğiniz yolun yemyeşil ağaçlarlar, bodur bitkiler, çiçekler, ormanlarla kaplı olması, hala betonlaşan kentte hayat olduğunu anımsatması, mutluluğunuzu artırmaya yetiyor. Özlediğiniz nefes borusunun bu denli yakın ve bakir kalabilmesi, tekrar tekrar gelme arzusu uyandırıyor. Bu izlenimle 10 dakika gibi kısa sürede sağlı sollu piknik bahçeleri arasından geçerek geldiğiniz Anadolu Feneri son nokta oluyor, burada kontak kapıyorsunuz. Fenere gelirken ilk karşılaştığınız restoran “Ay Işığı” oluyor. Tel no: 0(532) 788 20 03. Rampada ki restoran önünden geçen yokuş sizi sahile balıkçı teknelerinin çekek yerine getiriyor. Daha ilk dakikadan itibaren balıkçı köyünde olduğunuz hafızanıza kazınıyor. Manzara ve ortamın tadını iyice çıkarmak, bu zevki uzun süre yaşamak için araçlarında şezlong, portatif masa, katlanabilir sandalye, şemsiye getirmeyi tasarlayıp gerçekleştirenler, doğanın bonkör davrandığı yerlere imrendirici masalarını kuruyorlar.
Hafta sonlarının klasik kokusu, ızgara dumanları ne kadar yemek yerseniz yiyin iştahınızı sürekli uyandırıp acıkmanıza neden oluyor.
Sahile inen yokuşu kullanmayıp da düz devam ederek fenere ulaşanlar, fenere komşu olan caminin balkonundan çevreyi seyretme imkânı buluyorlar. Bu noktada ki seyir terasından boğaz, İstanbul gökdelenler silueti, çekek yerine bakılıyor, fotoğraflar çekiliyor, çektiriliyor. Kuruluşu diğer kale ve kulelerle aynı tarihi taşıyan, aynı ölçülere sahip Anadolu Feneri Gözetleme kulesi, bugünkü deniz fenerinin bulunduğu yerde ki dış duvar kalıntıları da görüldükten sonra, arzu edenler caminin arkasında bulunan dik merdivenden inerek yamaca kurulu kuş yuvası misali mütevazı balık lokantasında mola veriyorlar. Taraçalar halinde çeşitli kademelere konulmuş masalara kurulup deniz fenerinin altında, denize karşı taze balık yemenin zevkine doyum olmuyor. “Kaptanın Yeri” isimli lokantayı Ahmet Faruk Başaran işletiyor. Tel No: 0(216) 536 02 36. Çinekop, tekir, dilim palamut, deniz levreği, hamsi, istavrit gibi yöre balıkları, balık köftesi, balık böreği, mevsim salatası türünden yemek yeniyor, üzerine kahveleri, sodaları içerek dönüşe başladığınız anda aklınız Anadolu Fenerinde, Poyrazlarda kalıyor. Olayı çok önceden fark edip bölgede yapılmış villalar aklınızı çeliyor. İsterseniz İstanbul’a direk dönüyor, isterseniz ekmek arası midye tava yeme bahanesiyle Anadolu Kavağına uğrayabiliyor veyahut Yuşa Tepesine giderek dua ediyorsunuz. Özel bir durum, aşırı trafik yoğunluğu yoksa güzel anlar yaşanmış bir günün akşamında, Anadolu Fenerinden hareketle bir saat sonra kentin merkezinde olabiliyorsunuz. Tarihin sessiz tanıklarından olan Anadolu yakasında Anadolu Feneri, Rumeli yakasında Rumeli Feneri boğazın Karadeniz girişinde gece gündüz gemilere yol gösterip birbirlerine göz kırpmaya devam ediyorlar.

Kategori Abant | Yorum yok »

IZMIR GENEL BILGILER

Ağustos 19th, 2008 by admin

Yüzölçümü : 1.973 km²
Nüfus : 3.370.866 (1990)
Il Trafik No : 35
Türkiye’nin üçüncü büyük sehri olan Izmir, çagdas, gelismis, ayni zamanda islek bir ticaret merkezidir. Civil civil olan alisveris merkezinde dolasmak oldukça keyiflidir. Izmir’in batisinda nefis renkli denizi, plajlari ve termal merkezleriyle Çesme Yarimadasi uzanir. Antik çaglarin en ünlü kentleri arasinda yer alan Efes, Roma devrinde dünyanin en büyük kentlerinden biriydi. Tüm Ion kültürünün zenginliklerini bünyesinde barindiran Efes, yogun sanatsal etkinliklerle de adini duyuruyordu.
Türkçe’de ”Güzel Izmir” olarak adlandirilan Izmir, yatlar ve gemilerle çevrilmis uzun ve dar bir körfezin basinda yer almaktadir. Iliman bir iklime sahip olup, yazinda denizden gelen taze bir serinlik günesin sicakligini alip götürmektedir. Sahil boyunca palmiye agaçlari ve genis caddeler bulunmaktadir. Izmir Limani Istanbul’dan sonra ikinci büyük limandir. Canli ve kozmopolit bir sehir olan Izmir Uluslararasi Sanat Festivali ve Uluslararasi Fuari ile de önemli bir yer tutar.
ILÇELER
Izmir ilinin ilçeleri; Balçova, Çigli, Gaziemir, Karsiyaka, Konak, Aliaga, Bayindir, Bergama, Beydag, Bornova, Buca, Çesme, Dikili, Foça, Karaburun, Kemalpasa, Kinik, Kiraz, Menderes, Menemen, Narlibahçe, Ödemis, Seferihisar, Selçuk, Tire, Torbali ve Urla’dir.
Şirince Köyü
Doğu Roma İmparatorluğu döneminde bir yerleşim alanı olduğu tahmin edilen Şirince köyünde, bazı yapı kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Kule kalıntısı, su kemerleri ile 11. yüzyıldan beri varolduğu sanılan manastır/kilise yapıları, Şirince’de günümüze kadar kalan arkeolojik ve tarihi kaynaklardır.
Selçuk ilçe merkezine 8 km. uzaklıktaki Şirince köyü, 19. yüzyılda bir Osmanlı yerleşimi olarak vadi yamaçlarında gelişmiştir. Arazi yapısı ile uyumlu kentsel dokuda, doğal çevre ile bütünleşmiş yaklaşık 200 ev günümüze kadar korunabilmiştir.
Camiler, Kiliseler ve Sinagoglar
Hisar Camii: Bugünkü Kemeraltı iş merkezinde, Hisarönü mevkiinde bulunmaktadır. 1592 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan inşa edilen cami, İzmir’in en gösterişli camilerinden biridir. İç mekân Osmanlı süsleme sanatının en güzel örneklerinden birini sergilemektedir. Ahşap minberi sedef kakmalıdır.
Salepçioğlu Camii: 1906 yılında Salepçizade Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılan cami, tek kubbeli olup, iki katlıdır. Dış duvarları mermer ve yeşil taşlarla örülmüştür.
Kestane Pazarı Camii: İzmir’de Kestane Pazarı adıyla anılan çarşıdaki yapı, 1663 yılında Eminoğlu Hacı Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. İki katlı caminin alt katında dükkanlar, depolar vardır. Büyük kubbe dört sütuna oturtulmuştur. Köşelerinde küçük kubbeler vardır.
Şadırvan Camii: Çarşı içinde bulunan camiye yanında bulunan şadırvan nedeniyle bu isim verilmiştir. 16. yüzyılda yaptırılan cami 1815’te büyük ölçüde onarılmıştır. Ana mekân on sütuna dayanan kubbeyle örtülüdür. Kubbenin iç kısmındaki kalem işi süslemeler dikkat çekicidir. Batıda bulunan kitaplık cami ile içten bağlantılıdır. Kesme taştan minaresi tek şerefelidir.
Konak (Yalı) Camii: Konak Meydanı’nda bulunan yapı, 1754 yılında Mehmet Paşa’nın kızı Ayşe tarafından yaptırılmıştır. Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda, sekizgen planlı, üstü kubbeli bir yapıdır. Taş ve tuğla karışımı duvarlarda pencerelerin çevresi çinilerle süslenmiştir. Kesme taştan tek şerefeli minarenin petek kısmında firuze çiniler bulunmaktadır.
Hatuniye Camii: Anafartalar Caddesi’nde 17. yüzyıla tarihlenen yapının Yusuf Çavuş oğlu Ahmet Ağa’nın annesi Tayyibe Hatun’un yaptırdığı bilinmektedir. Caminin ilk bölümünde ana mekânı örten kubbe 12 köşeli kasnağa oturmaktadır. Sonradan camiye bir bölüm daha eklenmiş, kemerlerle ana mekâna bağlanmıştır.
Faik Paşa Camii: Basmane’nin güneyinde, Altınordu Mahallesi’ndedir. 16. yüzyılda Faik Paşa yaptırmıştır. 13 sütunlu ibadet mekânı ahşap çatı ile örtülüdür.
Hacı Hüseyin (Başdurak) Camii: Başdurak Semtinde yer alan yapı, 17.yüzyıla tarihlenmektedir. Ana mekân, sekizgen kasnağa oturmuş büyük bir kubbe ile örtülüdür. Mihrabı çini panolarla kaplıdır. Bütün başlıkları altın olup, pencereler vitraylıdır.
Ali Ağa Camii: 1672’de Gediz Ali Ağa tarafından yaptırılmış olan cami, kare planlı ve sekiz köşeli ahşap sütunların üzerinde tek kubbelidir. Sütun başlıklarının altın yaldız süslemeleri ve kubbenin kalem işleri 19. yüzyıldandır.
Kurşunlu Camii: Namazgâh Meydanı’nda, kentin en eski camilerindendir. Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Ana mekânın çatısı ahşap olup, kiremitle örtülüdür. Ahşap oyma minberi sedef kakma çiçeklerle bezelidir. Mihrap nişi kalem işiyle süslüdür.
İki Çeşmelik Camii: İkiçeşmelik semtinde, 1893’e tarihlenen caminin ana mekânı, iki ayak ve dört sütuna dayanan kubbe ile örtülüdür. Kubbe, kalem işiyle bezelidir. Doğusunda küçük bir avlu bulunmaktadır.
Çorakkapı Camii: Basmahane’de Gar karşısındadır. 1747 yılında yaptırılmıştır. Ana mekân, sekizgen kasnağa oturan tek kubbe ile örtülüdür. Yanlarda üçer kubbeli mekânlarla genişletilmiştir. Minberi mermer, minaresi kesme taştandır.
Kemeraltı Camii: Anafartalar Caddesi’nde, 1671 yılında Yusuf Çamazade Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Tek kubbeli yapının duvarları taştandır. Minaresi tek şerefelidir.
Bergama Ulu Camii: 1393 yılında Sultan Yıldırım Bayezit zamanında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı yapı, 4 kalın ayak üzerine oturan üç kubbe ile örtülmüştür. Mihrapta, Selçuklu mimari düzeninde sülüs, girift yazılar ve geometrik bezemeler ve alçı kabartmalar dikkat çekicidir. Mermer minberi geometrik bezelidir.
Ödemiş Ulu Camii: 1312 yılında Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ve beş sahınlı yapı, sekiz sütunun taşıdığı ahşap bir çatı ile örtülü olup, mihrap önünde küçük bir kubbe bulunmaktadır. Minaresi, firuze sırlı tuğlaların baklava biçiminde dizilmesiyle süslenmiştir. Firuze ve koyu mor renkli geometrik yıldız ve geçmelerden oluşan mozaik çinili mihrabı, rumilerle çevrilidir. Ahşap minberi çivisiz geçmeli (kündekari) teknikle yapılmıştır.
Selçuk İsa Bey Camii: Selçuk’ta, Ayasuluk Tepesi’nin yamacında 1375 yılında Aydınoğlu İsa Bey tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı yapının, üç yanı revaklı avlusu bulunmaktadır. Ana mekân iki dizi halinde 4 sütunla bölünmüş ve mihrapla girişin üstündeki bölüm iki kubbe ile örtülmüştür. Mihrap üzerine rastlayan kubbenin başlangıcı levhalarla süslenmiştir. Kemeri taşıyan başlıklar Selçuklu taş işçiliğinin özgün örneklerindendir. Pencerelerin her biri ayrı desendeki taş işlemelerin güzelliği ile dikkati çekmektedir.
Sultan Şah Türbesi: Ödemiş ilçesi merkezinde, Ulu Cami’nin güneyindedir. Aydınoğlu Mehmed Bey’in kız kardeşi Sultan Şah için 1310’da yaptırılan türbe, altıgen planlı olup, kubbeyle örtülüdür.
Mehmed Bey Türbesi: Ödemiş’de Ulu Cami’nin kuzeybatısındadır. 1333 yılında Aydınoğlu Mehmed Bey ile üç oğlu için yaptırılmıştır. Kare plan üzerine sekizgen bir yapıdır. Pencere köşelerinde firuze ve lacivert çinilerden yıldız biçiminde süsler vardır. Kubbenin iç kısmında mozaik çiniden yuvarlak bir madalyon .görülmektedir.
Süleyman Şah Türbesi: Tire ilçesi merkezinde yer almaktadır. Aydınoğlu Süleyman Şah için 1349’da, mermer ve taştan yaptırılan türbe kare planlı olup, kubbeyle örtülüdür.
Medreseler: Osmanlı döneminde İzmir’deki eğitim ve kültür düzeyinin anlaşılması açısından medreseler önem taşımaktadır. Yazılı kaynaklarda İzmir’de 40’a yakın medresenin varlığından söz edilmektedir. En eskileri 16. yüzyıl başlarına tarihlenen medreselerin başlıcaları; Salepçizade Hacı Ahmet Efendi, Yalı, Hatuniye, Çorakkapı, Katipzade Medreseleri olarak sıralanabilir.
St. John Bazilikas: M.S. 2. yüzyıla kadar uzanan bir Hıristiyan geleneğine göre, St. John öldüğünde bu tepeye gömülmüştür. Kutsal sayılan mezarın bulunduğu yere, M.S. 4. yüzyılda, çatısı ahşap olan bir kilise yapılmış, Bizans İmparatoru Iustinianus tarafından M.S. 6. yüzyılda kubbeli bir bazilika inşa edilmiştir. Üç nefli, haç planlı, kubbeli yapının batısında atrium ( sütunlu avlu) yer almaktadır. Ortadaki kubbeli bölümün altında St. Jean’ın mezarı olduğu bilinmektedir. St. Jean’ın mezarının kuzeyindeki küçük şapelin duvarları aziz resimlerinden oluşan fresklerle süslüdür. İmparator Iustinianus ve eşi Theodora’nın monogramlarını taşıyan sütunlar bulunmuştur.
Meryem Ana Evi: Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra, havarilerinden St. John‘ın Meryem Ana’yı Efes’e getirdiği kabul edilmektedir. Meryem Ana adına Bülbül Dağı üzerinde yer alan Meryem Ana Evi’nin 4. yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır. Haç planlı ve kubbeli olan bu yapıda giriş, apsisin bulunduğu salona açılır. Apsis’te Meryem Ana heykeli, apsisin iki yanında mutfak ve yatak odası bulunur. 1957 yılında Papalık tarafından onaylanan Meryem Ana evi, hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar tarafından çok sık ziyaret edilen bir yerdir. Bu mekânda, her yıl 15 Ağustos’ta Meryem Ana’yı anma ayinleri düzenlenmektedir.
St. Polycarp Kilisesi: Kanuni Sultan Süleyman’ın izniyle 1625 yılında inşa edilen St. Polycarp Kilisesi, İzmir’in halen kullanılmakta olan en eski kilisesidir. İncil’de bahsedilen yedi kiliseden biri olan İzmir kilisesine ait kalıntıların İki Çeşmelik’teki St. Polycarp Kilisesi’nin yerinde olduğu sanılmaktadır.
Beth İsrael Sinagogu: İzmir’in Karataş Semti’nde Sultan II. Abdulhamit’in fermanıyla 1905’te yaptırılmış olup, İzmir’in en büyük sinagogudur.
Müzeler
İzmir Müzesi
Adres: Halil Rıfat Cad. No: 4 Konak – İzmir
Tel: (232) 484 83 24
Faks: (232) 425 46 77
Atatürk Müzesi
Adres: Atatürk Cad. No: 24 Alsancak – İzmir
Tel: (232) 421 70 26
Bergama Müzesi
Adres: Cumhuriyet Cad. Bergama – İzmir
Tel: (232) 633 10 96
Faks: (232) 631 07 77
Çeşme Müzesi
Adres: Kale Sok. No:1 Çeşme – İzmir
Tel: (232) 712 66 09
Efes Müzesi
Adres: Kuşadası Cad. Selçuk – İzmir
Tel: (232) 892 60 10
Faks: (232) 892 70 02

Ödemiş Müzesi

Birgi Çakırağa Konağı
Adres: Ödemiş – İzmir
Tel: (232) 545 11 84 Tire Müzesi
Adres: Samizade Meydanı Tire – İzmir
Tel: (232) 512 18 60
Faks: (232) 512 18 62
Etnografya Müzesi
Adres:Halit Rıfat Paşa Caddesi, 3. Konak
Tel : (0232) 489 07 96
Örenyerleri
Bayraklı (Eski İzmir):İzmir Körfezi’nin kuzeydoğusunda Tepekule mevkiinde bulunan yerleşim alanı İzmir’in ilk yerleşim alanı olarak bilinmektedir. Kentin M.Ö. 3000 yıllarında kurulduğu arkeolojik bulgulardan anlaşılmaktadır. Bayraklı’nın üst kesiminde 205 m. yüksekliğindeki burun üzerinde mitolojik kral Tantalos’un mezarı olarak bilinen ve M.Ö. 7. yüzyıla tarihlenen yapı bulunmaktadır.
Kadifekale (Pagos): M.Ö. 4. yüzyılda İzmir’de Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos’un körfeze hakim bir konumda kurduğu kent, bugünkü Kadifekale (Pagos) Tepesi ile tepenin iç limana bakan yamacında gelişmiştir. Kadifekale antik kentindeki Akropol kalıntılarının duvarlarında Roma ve Bizans etkisi görülmektedir. Anadolu ticaretinde büyük potansiyele sahip olan İzmir, gymnasium, stadium, tiyatro ve agoranın yanı sıra büyük su kemerleri ve sarnıçlarıyla son derece düzenli ve gelişmiş bir kent olagelmiştir. Bugün güney duvarları ile batıdaki beş kulesi görülen İçkale, Ortaçağ’a aittir.
Kızılçullu Su Kemerleri: Eski adı Kızılçullu olan ve Şirinyer’de bulunan su kemerleri Meles (Kemer) Çayı üzerindedir ve Kadifekale’de kurulan kente su getirmek için yapılmıştır.
Agora: İzmir’in Konak ilçesinde, Namazgah-Tilkilik mevkiinde bulunan Agora, Roma Dönemi’ne ait bir devlet agorasıdır. Politik toplantıların ve seçimlerin yapıldığı bir yerdir. Kazılarda agoranın büyük bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde sadece kuzey ve batı bölümleri açıktır. Kuzey yapısında yer alan Roma Dönemi’ne ait Poseido
n, Demeter ve Artemis’in kabartmaları bulundukları yerde sergilenmektedir. Agorada çıkarılan buluntular ve bazı heykeller İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Efes Harabeleri
Vedius Gymnasium: M.S. II. Yüzyılda Vedius Antonius adına zengin bir Efes’ li tarafından yaptırılmıştır. Doğudaki avlusu, ortada yer alan tören salonu, soyunma odası ve hamamları ile dönemin özelliklerini karekterize eden sportif ve kültürel eğitimin yapıldığı görkemli bir yapıdır.
Stadyum: Vedius Gymnasium’ dan sonra harabelere doğru sol tarafta stadyum vardır. Sportif tüm yarışların , oyunların, olimpiyat düzenlemelerinin araba yarışlarının yapıldığı stadyum döneminin sportif ve kültürel bütün ihtiyaçları karşılanmaktaydı.
Akropol: Stadyumun karşısında Akropol olarak kabul edilen tepede M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen bir yapı mevcuttur. Tepenin kuzey batısında ise M.Ö. 350 yıllarına ait bir tapınak bulunmaktadır.
Bizans Hamamları: Stadyumdan sonra Bizans hamamları ile karşılaşılır.
Çifte Kiliseleri (Konsül Kilisesi): Bizans hamamlarının karşısında yer alan Çifte Kiliselerin Hıristiyanlık dünyası için son derece özel bir önemi vardır. 431-438 yıllarında konsüllerin toplandıkları kilise 265×29.5 m. boyutlarında bir yapıdır. M.S. 11. yüzyılda Roma döneminde bir bazilikaya dönüşen yapı Meryem Ana’ ya adanmış, burada yapılan 3. Konsül toplantısında Katolizmin doğması kararları alınmıştır. Kilise dünyada Hıristiyanlığın ilk yedi kilisesinden birisi olması nedeniyle bugün bile büyük önem taşımaktadır.
M.S.7. yüzyılda kilisenin apsisinden açılan bir kapı ile ikinci bir kilise inşa edilmiş ve böylece kiliselerin adı ” Çifte Kiliseler ” olarak tanınmıştır. Bu yeni açılan bölüm din adamlarının ikametlerine ayrılan kısımları ihtiva eder. Meryem ana adına sunulan ilk kilise olması nedeniyle kilise ve çevresi dini bir merkez durumundadır.
Liman Hamamları: İlk kez M.S. 2. Yüzyılda yapılan hamam, 4. yüzyılda İmparator Konstantinus döneminde onarım görmüş ve bazı değişiklikler yapılmıştır.
Arkadiane (Liman Caddesi): Efes’teki harabeleri gezmek için hamamların karşısında bulunan ve limana kadar uzanan mermer döşeli bir caddeye çıkılır .
11m. genişliğinde 530m. uzunluğunda olan bu görkemli caddenin sağında ve solunda yer alan mermer sütunlar bugün de ayaktadırlar. Kralların karşılandığı bir çok önemli gösterinin ve dini törenlerin yapıldığı bu cadde, aynı zamanda limana gelen giden tüm mal ve servetin aktığı yol olduğundan ”Liman Caddesi” olarak anılır.
Tiyatro: Efes harabelerinin en güzel yapılarından biri olan tiyatro, oldukça sağlam kalmış ve bir süre öncesine kadar Efes Festivali gibi şenliklerde rahatlıkla kullanılabilmiştir.25000 kişilik tiyatronun ilk kez Helenistik dönemde yapıldığı bilinmekte ise de bugüne gelen tiyatronun İmparator Cladius zamanında yeniden inşasına başlandığı, İmparator Trianus M.S..98-117 döneminde tamamlandığı bilinmektedir.
Mermer Cadde: Efes’in güneydoğusunda bulunan Magnesia kapısından kuzeybatıda Koresos Kapısına kadar uzanan yaklaşık 400 m.lik mermer döşeli cadde M.S. 5. Yüzyılda yeniden yapılmıştır.
Celsus Kitaplığı: Ticari Agoranın yanında bulunan Celsus Kitaplığı M.S.135 yıllarında Asya Konsülü Julius Aguila tarafından Romalı Mimar Vitruoya’ ya yaptırılmıştır. Arka duvardaki bir kapıdan Celsus’un mezarına geçilir. Celsus’un burada bulunan heykeli bugün İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır. Roma mimari özelliklerini tümüyle yansıtan yapının ön cephesinin dekorasyonu, devrinin en güzel örnekleri arasında yer alır. Ön cephe kolonları arasında yer alan dört kadın heykeli ”Akıl”, ”Kader”, ”İlim” ve ”Erdem” öğelerini sembolize eder. Bu heykellerin orijinalleri bugün Viyana Müzesinde bulunmaktadır.
Aşk Evi:Mermer caddeden yukarı çıkıldığında Kuretler Caddesi ile kesişen noktada Aşk Evi bulunur. M.S.1. yüzyıla tarihlenen bu ilginç ev, ana bir hol ve bu hole açılan bir çok odadan oluşmaktadır. Aşk Evinde bulunan mozaik kız portreleri bu evde çalışan kızlara ait olduğu sanılmaktadır. Aşk Evinin duvarları içinde bugünün modern klima sistemine eşdeğer bir soğutma ve ısıtma sisteminin bulunması son derece ilginçtir. Burada şarap mahzenleri, dev ocaklar, hamamlar, havuzlar, yatak odaları, konferans salonları ile muhteşem bir kütüphanesi bulunduğu bilinmektedir.
Skolastika Hamamı: Efes’te yaşayan zengin Romalı bayan Skolastika tarafından yaptırıldığı anlaşılan hamam M.S.400 yıllarına tarihlenmektedir. Merkezi sistemle ısıtılan hamam mermer kullanımının ilginç bir örneğidir.
Hadrian Tapınağı: Kuretler Caddesinin en güzel yapılarından birisi de Hadrian Tapınağıdır.Bu tapınaktan geriye cephe alınlığı kalmıştır.
Tapınağın arşitravında tasvir edilen mitolojik sahnelerden en ilginci Efes’in kurucusu mitolojik kral Andoklos’ un yaban domuzunu öldürüşü ile ilgili sahnedir.
Trajan Çeşmesi: Hadrian Tapınağını geçtikten sonra biraz ilerde solda Trajan Çeşmesi yer alır. Çeşmenin katlarını süsleyen heykeller Efes Müzesinde sergilenmektedir.
Yamaç Evler: Celsus Kütüphanesinden Kuretler Caddesine dönüşte, sağ tarafta Bülbül Dağının yamaçlarında Efesli zenginlerin ikamet ettikleri belirtilen evler vardı. Yakın zamanda restore edilerek orijinal durumlarına biraz daha yaklaşan bu evler, geniş merdivenlerle caddeye dikey olarak açılmakta, duvarlarında fresk ve mozaiklerle süslü, mermer kaplamalar bulunmaktadır.
Domitian Tapınağı: Efes’te bir imparator adına yapılmış ilk tapınaktır. Devlet Agorasının hemen karşısında, kentin en güzel ve en merkezi yerindedir. Yalnız başı ve kolu ele geçen Domitian`in oldukça büyük ölçülerdeki kült heykeli bugün İzmir Arkeoloji Müzesinde, tapınağın giriş altarı ise Efes Müzesinde sergilenmektedir.
Belediye Sarayı (Prytaneion): Efes`in kutsal mekanı sayılan meclis sarayının sağ tarafında Hestia sunağı bulunmaktadır. Bu sunakta sürekli olarak bir kutsal ateş yanardı. Prytaneion politik işlerin görüldüğü ayrıca önemli törenlerin şölenlerin ve kabullerin yapıldığı yerdi. İki Efes Artemis’ ininde buruda bulunmuş olması Prytaneion’ un dini açıdan da son derece önemli bir mekan olduğunu göstermektedir.
Odeon (Bouleuterion): M.S.2. yüzyılda Efesli zenginlerden Publis Vedius Antonius tarafından yaptırılan Odeon`un zamanında üstü ahşap kaplamalıydı.
Artemis Tapınağı: Efeslilerin ilk yerleşimlerinin bu tapınağın olduğu yerde bulunduğu bilinmektedir.Daha sonra bir depremle tapınağın yıkılması üzerine Roma imparatoru yardımı ile Efesliler tapınağı yeniden ve daha gösterişli inşa ederler. Dünyanın yedi harikasından biri olarak bilinen Efes Artemis Tapınağının bu gün sadece temel kalıntıları bulunmaktadır.
St. Jean Bazilikası: Bizans İmparatoru Justinyen ‘in M.S.6. yüzyılda St. Jean adına yaptırdığı bazilika Ayasuluk Tepesinde yer almaktadır.40X110 m. boyutlarında batıdan girişi olan yapı haç planlı, kubbeli bir bazilikadır.
Yedi Uyuyanlar: M.S. 5. ve 6. yüzyıla rastlayan dönemde yapıldığı sanılan Yedi Uyuyanlar Ören yeri dini bir merkez hüviyetindedir.Rivayete göre Hıristiyanlığın resmi dini olarak kabulünden önce, putperestlerden kaçarak buraya sığınan yedi genç uykuya dalıp iki yüzyıl sonra uyanmışlardır. Uyandıklarında Hıristiyanlık resmi din olmuştur. Bu mucize olay üzerine , öldükten sonra bu yedi gencin tekrar gömüldüğü ve adlarına büyük bir bina yaptırıldığı sanılmaktadır. Bugün kazılarda ortaya çıkarılan yapı oldukça büyük abidevi boyutlardadır ve çoğu kaya oyma mezar buluntularına, iki kilise ile katakomplara rastlamaktadır.
Meryem Ana Evi: Bülbül Dağı üzerinde Hıristiyanlığın kutsal anası Hz. Meryem’in Evi bulunmaktadır. Hıristiyanlarca ”Panaya Kapulu” olarak da adlandırılan kutsal yerin M.S.4. yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır.Hz. İsa’nın yakalanıp çarmıha gerilişinden kısa bir süre önce annesini arkadaşı ve havarisi olan St. Jean’a teslim etmiştir. St. Jean Hz. İsa’nın çarmıha gerilişinden sonra Hz. Meryem’in Kudüs’te kalmasını sakıncalı bulduğundan onu yanına alarak kaçırmış ve buraya getirmiştir. Hıristiyanlık dinini yaymak gibi kutsal bir görevi üstlenmiş olan St. Jean çağın en büyük kenti durumundaki Efes’i kendine hedef seçmiş Hz. Meryem’i putperestlerin diyarına sokmak istemediğinden onu Bülbül Dağı eteklerinde sık ağaçlarla kaplı bir köşede yaptığı kulübede gizlemiştir.
St. Jean’ın her gün gizli gizli onu ziyarete gittiği ve yiyecek içecek götürerek yokladığı bilinmektedir. Hz. Meryem’in tam 101 yaşına kadar Bülbül dağındaki bu yerde yaşadığı ve burada öldüğü kabul edilmektedir. St. Jean Meryem Ana’ yı yine bu dağda kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yere götürmüştür. Hıristiyanlığın yayılmasından sonra Hz. Meryem’in bulunduğu yere Hıristiyanlarca ”Haç” şeklinde bir kilise inşa edilmiştir. Burası kötürüm olan ve Türkiye’ye gelemeyen bir Alman rahibenin tarifleri üzerine bulunmuştur.
Hamamlar
Lüks Hamam (Kadı Hamamı): 16. yüzyılda yapıldığı düşünülen hamam ilk Osmanlı eserleri arasında sayılmaktadır. Çifte hamam olarak inşa edilen yapının soyunma yerleri, basık sekizgen kemerli kasnak üzerinde kubbeyle örtülüdür. Ilıklık bölümü beşik tonozludur. Sıcaklık bölümü dikdörtgen planlı olup, iki yanda beşik tonoz örtülü eyvanlar bulunmaktadır. Bugün halen işlevini sürdürmektedir.
Basmane Hamamı: 17. yüzyıl Osmanlı eseri olan hamam halen bakımlı ve işler durumdadır. Ortası havuzlu, sekizgen kasnağa oturan kubbe ile örtülü yapı tipik özelliklerini korumaktadır.
Hanlar
Kızlarağası Hanı: Kentteki hanların en büyüğüdür. Hisarönü’ne giden yol üzerinde yer alan yapı 1745’te Kızlarağası Hacı Beşir tarafından yaptırılmıştır. Kareye yakın dikdörtgen planlı, iki katlı, avlulu büyük bir yapıdır. Yedi kapısı vardır. Güneyinde bir, kuzeyinde iki koridor beşik tonozlarla örtülüdür. Avlunun etrafında tonozlarla örtülü ve yuvarlak kemerli girişleri olan 10 oda, üst katta bulunmaktadır. Duvarları güzel bir taş işçiliği ile örülmüştür.
Mirkelamoğlu Hanı: Yorgancılar Çarşısı’ndan Fevzipaşa Bulvarı’na çıkan sokakta yer alan hanın 18. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. İki katlı ve avlulu olup, avluyu çevreleyen odalardan oluşmaktadır.
Çakaloğlu Hanı: 18. yüzyıl Osmanlı yapısı olan Çakaloğlu Hanı İzmir’in önemli tarihi eserlerindendir. Uzun dikdörtgen planlı olup, üstü tonozlarla kaplı bir çarşı şeklindedir. Düz duvarlar kesme taş ve bir- iki sıra tuğla dizili olarak inşa edilmiştir.
Karaosmanoğlu Hanı: Kentte ayakta kalabilen eski hanlardan biri olan Karaosmanoğlu Hanı, Fevzipaşa Bulvarı üzerinde yer almaktadır. İki katlı ve avlulu yapı, mimari özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Duvarları taş ve tuğla dizili olarak inşa edilmiştir.

Hanlar
Kızlarağası Hanı: Kentteki hanların en büyüğüdür. Hisarönü’ne giden yol üzerinde yer alan yapı 1745’te Kızlarağası Hacı Beşir tarafından yaptırılmıştır. Kareye yakın dikdörtgen planlı, iki katlı, avlulu büyük bir yapıdır. Yedi kapısı vardır. Güneyinde bir, kuzeyinde iki koridor beşik tonozlarla örtülüdür. Avlunun etrafında tonozlarla örtülü ve yuvarlak kemerli girişleri olan 10 oda, üst katta bulunmaktadır. Duvarları güzel bir taş işçiliği ile örülmüştür.
Mirkelamoğlu Hanı: Yorgancılar Çarşısı’ndan Fevzipaşa Bulvarı’na çıkan sokakta yer alan hanın 18. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. İki katlı ve avlulu olup, avluyu çevreleyen odalardan oluşmaktadır.
Çakaloğlu Hanı: 18. yüzyıl Osmanlı yapısı olan Çakaloğlu Hanı İzmir’in önemli tarihi eserlerindendir. Uzun dikdörtgen planlı olup, üstü tonozlarla kaplı bir çarşı şeklindedir. Düz duvarlar kesme taş ve bir- iki sıra tuğla dizili olarak inşa edilmiştir.
Karaosmanoğlu Hanı: Kentte ayakta kalabilen eski hanlardan biri olan Karaosmanoğlu Hanı, Fevzipaşa Bulvarı üzerinde yer almaktadır. İki katlı ve avlulu yapı, mimari özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Duvarları taş ve tuğla dizili olarak inşa edilmiştir.
Kaplıcalar
Balçova Kaplıcaları: Homeros’un destanlarında ve coğrafyacı Strabon’un eserlerinde adı geçen “Agamemnon Kaplıcaları” antik dönemlerden bu güne şifa yurdu olarak kullanılmaktadır. İskender ordularından bir grubun yaralarını tedavi ettikleri bu kaplıcalar, o dönemde daha da ünlenmiştir. Bugün Balçova kaplıcaları olarak anılan bölgede, sıcak su çamur banyosu ve içme suları bulunmaktadır. Halen konaklama tesislerinin bulunduğu Balçova Kaplıcaları daha çok üst solunum yollarının kronik iltihapları, nefritler, bazı iltihaplar, romatizma sendromları, metobolizma ve deri hastalıkları gibi durumlarda yararlı olmaktadır. Balçova Kaplıcalarında bulunan şifalı su, sodyum bikarbonat ve klorür ihtiva etmektedir.

Bayındır Ilıcaları: Bayındır Ilıcası, Bayındır’ın kuzeydoğusunda Turgutlu yolu üzerinde 8 km. uzaklıktaki Ergendi Ilıcası Dereköy kaplıcasından oluşmaktadır. Birbirlerine 15 dakika uzaklıkta bulunan kaplıcalardaki su sıcaklığı ortalama 40ºC dolayındadır. Kükürt ve sodyum bikarbonat ihtiva eden kaplıcaların daha çok romatizma ve deri hastalıklarının tedavisinde başarılı olduğu belirtilmektedir.
Menemen Ilıcaları: Menemen’in kuzeybatısında, Aliağa çiftliği bucak merkezinin 15 km batısındadır. Sular bir mağaranın içinde kaynamaktadır. Kayaların eski dönemde yontularak kaynağın doğal bir hamam içinde kalması sağlanmıştır. Travmatik nedenlere bağlı kaynaması gecikmiş kırıklar, kemik sisteminin bazı hastalıkları, kan dolaşımı bozuklukları ve benzeri gibi rahatsızlıklar duyanlar bu sulardan yararlanmaktadırlar.
Ilıcagöl Ilıcası: Menemen’in kuzeybatısında ılıca göl bataklığının batı kenarındadır. Su ve çamur banyosu biçiminde uygulanan tedavide ılıcanın ılık ve kükürtlü suları romatizma, deri hastalıkları, safra ve idrar yolu taşlarının düşürülmesi gibi durumlarda yararlı olmaktadır.
Dikili Ilıcası: Nebiler Kaplıcası Dikili Ayvalık karayolunun 4 km. sağında yer alır. Yöredeki ihtiyaçları karşılayacak oranda tesislerin bulunduğu kaplıca suyunda hidroasetat iyonu bulunmaktadır.
Bademli Ilıcaları: Dikili’den 15 km. uzaklıktadır. Arsenik ve hidroasetat ihtiva eder.
Tavşan Adası Ilıcası: Tire İlçe merkezinin 15 km. güneybatısında Uzgur Köyü yakınında ve Elem Gölü (Bozköy) civarındadır. Ilıcanın çok sıcak olan suları banyo ve içme olarak kullanılır. Banyo olarak kullanıldığında romatizma ve deri hastalıkları, çocuk ve kadın hastalıklarına iyi gelmekte, içme olarak kullanıldığı zaman ise akciğer ve gıda aaaabolizması hastalıklarında yararlıdır.
Seferihisar Kaplıcaları: Seferihisar Doğan Bey Termal bölgesinde bulunan ılıca ve kaplıcaları şöyle sıralanabilir: Cumalı Ilıcaları, Karakoç Kaplıcaları, Kelalan Ilıcası.Bu kaplıcalar; romatizma ve deri hastalıklarıyla üst solunum yolları, kırıklar, kadın hastalıkları gibi rahatsızlıklarda faydalı olmaktadır.
Urla Ilıcaları ( Malkoç İçmeleri): İzmir – Çeşme karayolunun 41. Km de (İçmeler) diye anılan bölgede yer alan ılıca suları karbondioksit ve sodyum klorür ihtiva etmektedir. Ilıca etrafında bulunan kamping ve oda türü konaklama tesisleri bölgesel ihtiyaca cevap verecek durumdadır. Deniz kenarında bulunmaktadır. Daha çok mide ve bağırsak tedavisinde yararlı olduğu belirtilmektedir.
Gülbahçe Ilıcaları: Urla İlçe merkezinin 15 km. batısında, Gülbahçe Körfezi’nde deniz kenarında bulunan ılıca aynı zamanda bir hamama sahiptir. Romatizma ve deri hastalıkları tedavisinde yararlıdır.
NE YENİR
İzmir ve yöresinin yemekleri çeşit açısından son derece zengin olup, Ege, Akdeniz ve Anadolu mutfaklarının özgün bir bileşimidir. Yörenin bitki örtüsünün yanı sıra, çok kültürlü toplumsal yapısı da bu oluşumda etkendir.
Belli başlı yemekleri: Bulamaç çorbası, tarhana çorbası, tere çorbası, trança kellesi çorbası,kirde, sakız yahnisi, mücver, İzmir köftesi, papaz yahnisi, enginar dolması, domates bastısı, yer elması, revani,ıspanak boranisi, razı kavurması, Efes arapsaçı, şevketi bostan, ebegümeci, radika salatası.
NE ALINIR?
İzmir’in en yoğun alışveriş trafiğine sahne olan sokakları, Anafartalar Caddesi’nin sağında ve solunda yer alan ve hala yüzyıl öncesinin atmosferini kepenklerinin kıvrımlarında, kapı eşiklerinde, basık tavanlarında, eski kiremitlerinde taşıyan Kemeraltı Sokaklarıdır. Eski görüntü tamamen olmasa da hala işportacıların bağrışmaları bakırcılar çarşısının kendine has sesleri Şadırvan Cami yanındaki Sebil’in şırıltısı, Kestane pazarındaki balıkçıların ıslak önlükleriyle bağrışmaları, Kemeraltı’nın pek değişmediğini gösteren belirtileridir.
Urgancılar Çarşısı, Kuyumcular Çarşısı, basmacılar, ayakkabıcılar hepsi de hala işlerini sürdürmektedirler. Bunların yanı sıra en iyi ve modern alışveriş merkezleri Alsancak’taki Kordon Boyu’nda, Karşıyaka ve Cumhuriyet Caddesi’nde bulunur.
İzmir’de en önemli alışveriş merkezi olan Kemeraltı’na komşu Çankaya ve oradan da seçkin butik ve mağazaların yer aldığı Alsancak’a ulaşıp alışveriş yapabilir, Karşıyaka’da da aynı olanakları bulabilirsiniz.
YAPMADAN DÖNME
Selçuk-Şirince Köyü Birgi Çakırağa Konağı, Kızlarağası Hanı, tarihi Asansör’ü gezmeden,
İzmir Arkeoloji Müzesi, İzmir Atatürk Müzesi, Kordonboyu, Kemeraltı Çarşısı, Teleferik Tesisleri ve Balçova Kaplıcaları, Efes Harabeleri, Meryem Ana Evi, Şirince Köyü, Bergama Antik Kenti, Çeşme plajlarını görmeden,

İzmir Asansör Restaron’da İzmir Köftesi, Ödemiş Kebabı, Boyoz (börek), Kumru, Gevrek ve meşhur Gerdan tatlısı tatmadan,

Kuru İncir, sultaniye üzüm, Kemalpaşa Kirazı, Bergama tulum peyniri ve lokma almadan,
Foça ve Çeşme’de balık yemeden,
Ödemiş İpeği (Pembizar), İğne Oyaları, Yemeni ve Görece nazar boncuklarından satın almadan,
İzmir Fuarı ile Selçuk Festivali’ni görmeden…
Dönmeyin.

Kategori Abant | Yorum yok »

Bodrum Kalesi(resimli anlatım)

Ağustos 19th, 2008 by admin

Bu görkemli kalenin inşasına ilk olarak Rodos Şövalyelerinin 1402 yılında bodrum fethetmesi ile başlandı. Antik limanın doğusunda yer alan kale bir ada üzerinde yer alır Kaleye giriş 7 ana kapı vasıtasıyla olur. Bir rampa ziyaretçileri giriş kapısına oturur ki buradaki kitabe casusları uyarır. Yaklaşık 250 adet arma kalenin Rodos şövalyeleri döneminin sessiz tanıklarıdır. İlk duvarların Alman Mimar tarafından insaf edilmesine rağmen, kale balistik silahların gelişmesine paralel olarak bir cok tadilatlar girerek güçlendirilmiştir. Bu inşaat ve tamir faaliyetleri sırasında Rodos Şövalyeleri hem antik Halikarnas’ın hem de Mausoleion’un taslarını, sütunlarını hatta kabartmalarını kullanmışlardır. Kalenin en yüksek kulelerinden biri olan İtalyan Kulesi 1436 yılında İtalyan Ancelo Muscetola tarafından inşa edilmiştir. İngiliz mimar John Candall 1480 yılında İngiliz kulesini yapmıştır. Kalede ki Şövalyeler zamanındaki en son tadilatlar ise Pierre Abusson zamanında 1476-1503 yılları arasında yapılmıştır.

Kalenin Planı

Şövalyeler kimdi?

Aziz Jean Şövalyelerinin kurduğu düzende buradaki insanları üç ana kısımda izleyeliriz. Bunları Şövalyeler, tanrının hizmetçileri ve Chaplinler den meydana gelir

Bu düzenin Büyük Üstadı hayat boyu seçiliyor. Şövalyeler soylu ailelerden veya olarak kraliyet soyundan geliyor ve bu düzene hiç bir para almadan hizmet etmekte idiler. Öldükleri zaman bütün malları ve sahip olduğu şeyler bu organizasyonun malı oldu. Barış zamanlarında serbestçe seyahat edebilen sövalyeler, ülkelerine giderek kendi arazileri ile ilgilendiler. Savaş ilanını duyar duymaz en kısa zamanda görevli oldukları kalelerine dönmek zorunda olan şövalyeler, aslında dini kurallar altında yasamlarını sürdürmediler. Bu kalelerde bir manastırın dini kuralları yoktu. Öte yandan Şövalyeleri kendi organizasyonlarının katı kurallarına tabi idiler. Bu özellikle eğitim goren genç şövalyeler için çok önemli idi.

Şövalyeler konuştukları lisanlara göre guruplara ayrılıyorlardı. Ingiltereden, İtalya’dan, Almanya’dan, Fransa’nın değişik yerlerinden şövalyeler bulunuyordu. Bu dönemde Fransa ve İspanya ana bölgelere ayrıldığı için Provence, Auvergne ve Aragon de şövalyelerin geldiği bölgelerdi.

Alman Kulesi

Alman Şövalyeleri kaledeki en küçük guruplardan birini oluşturmakta idi. Toplantı salonu ve yemek odası olarak kullanılan Alman Kulesinin üzerinde çift başlı kartal figürü bulunur. Alman kulesinin ayni zamanda hastahane olarakta kullanıldığı sanılır.

Fransız Kulesi

Fransız Kulesi, kalenin tam ortasında yer alan iki görkemli kaleden biridir. KAlenin ilk inşasında Kale Komutanı olan Philibert Naillac özellikle bu kulenin çok etkileyici olmasına özen göstermiştir. Kulenin dogu duvarı üzerinde, onun armasını Fransa ve Papanın armaları yakınında görürüz.

İngiliz Kulesi

Kalenin güney batı köşesinde yer alan İngiliz kulesi, İngiltere’den gelen yardımlarla inşa edilmiştir. Üç katlı olarak planlanmış bu kulenin girişi 2 katta bulunur ve bu kapıdan üç pencereli ve tonoz kemerli büyükçe bir odaya geçilir. Toplantı odası ve yemek salonu olarak kullanılan bu oda iç ve diş duvarlarında birçok kitabe, armalar bulunur. Özellikle ana giriş kapısı üzerinde İngiliz kraliyet ailesinin armaları bulunur. Kral Henri zamanında inşa edilen kulede Kralın, kraliyet ailesi fertlerinin ve önemli şövalyelerin 14 arması bulunur.

Kulenin batı duvarında Mausoleion’dan geldiği sanılan bir aslan figürü ve İngiliz armaları

Kategori Abant | Yorum yok »

Turizmin tarihçesi

Ağustos 19th, 2008 by admin

Her konuda olduğu gibi konuyu ve özelliklerini anlamanın en iyi yolu, konunun tarihçesini bilmek ve tarihsel gelişimini incelemektir. Turizm konusunu tahlil edebilmek için turizmin tarihini bilmek gerekir. Turizmin tarih sürecinde yapılan hatalardan ve doğrulardan nasıl etkilendiğini görerek neler yapılması ve nasıl bir hal alması gerektiğini daha iyi anlayabiliriz.

İlk Çağ Dönemi: Turizmin tarihi insanlığın tarihiyle başlamakta, buluşlarla giderek kolaylaşmakta ve daha çok insanı kapsamaktadır. İnsanlık milattan önce altı binli yıllarda yerleşik bir şekilde yaşamaktaydı. Bulundukları yerin dışına çıkmaları çok tehlikeliydi. Sadece tehlikelerden uzaklaşmak ve yiyecek bulmak için yer değiştirmekteydi. Yer değiştirmeler hayvanlarla ve yürüyerek yapılmaktaydı. Tekerleğin bulunuşu (M.Ö. 4000) ile insanların yakın çevrelerini gezmeye başladığı varsayılmaktadır. Milattan önce 4000 yılında Sümerler tarafından paranın bulunması ticareti kolaylaştırmıştır. Tarihte Sümerlerin ticareti başlatan, Finikelilerin bugünkü anlamda ilk gezginler oldukları bilinir. Paranın bulunması, takası ortadan kaldırmış ve ticari değerlerin transferini kolaylaştırması sonucu ticari gezilere olanak sağlamıştı. Milattan önce 3000 yılında deniz araçlarının ve Sümerlerin tekerleği bulması ve kullanılması sonucu transferler ve taşımacılık daha da kolaylaşmıştır. Ticari ve yeni yerleri yağmalamak için yapılan geziler giderek artmıştır. Artık deniz aşırı yerlere de ulaşılabilinmektedir.

İmparatorluk Çağı Dönemi: Milattan önce 3500 ve 3000 yılları arasında, imparatorluk döneminde her imparatorluğun kendine ait bir turizm yapısı olmuştur. Bu turizm yapısındaki değişimler imparatorlukların yaşadığı dönem, bölge ve kültürüyle etkileşim içinde olmuştur.

Mısır İmparatorluğu Dönemi: Milattan önce 3100 ile milattan önce 1166 yılları arasında Mısır İmparatorluğu zamanında insanlar, yeni merkezlere imparatorluklarını ulaştırabilmek için yollar yapıp, gezmeyi kolaylaştırmışlar, konaklama yerleri inşa etmişler, festivaller ve spor karşılaşmaları düzenleyerek kitle hareketleri oluşturmuşlardır. Cetvel bu devirde bulunmuş ve grafitiler, yani yol işaretleri gene bu devirde kullanılmıştır. Bunlar turizmi giderek kolaylaştırmıştır.

Yunan İmparatorluğu Dönemi: Milattan önce 2600 ile milattan önce 1450 yılları arasında, Yunan İmparatorluğunun çok geniş bir alana yayılması ve denizciliğe önem vermesi sonucu, deniz aşırı yerlere kolayca ulaşmaları, turizm hareketini artırmıştır. Eski Yunan’da Olimpiyat oyunları sonucu daha büyük kitleler seyahat etmiştir. İş, din, spor, entelektüel ve eğlence amaçlı dolaşımlar artmıştır. Yunan İmparatorluğunda bulunan her şehirde, bu dolaşıma cevap verebilecek konaklama ve eğlence merkezleri kurulmuştur. Bu şehirlerde ziyaretçileri karşılayacak, onlara yardımcı olacak, bugünkü manasıyla tur rehberi olan, “proxenos” denilen kişiler bulunmaktadır.

Asur ve Pers İmparatorluğu Dönemi: Milattan önce 1100 ve milattan önce 800 yıllarında Asur ve Pers İmparatorlukları zamanında yol yapımında ilerleme kaydedilmiş, dört tekerli arabalar kullanılmaya başlanmış ve savaş amacıyla çok uzak mesafelere ulaşılmıştır.

Roma İmparatorluğu Dönemi: Milattan önce 753 ile milattan sonra 476 yılları arasında, Roma imparatorluğu zamanında 67,000 mil ve bin grostonluk gemiler yapılmıştır. Roma İmparatorluğunda çok geniş bir kesim olan orta sınıf, gladyatör dövüşlerini, spor aktivitelerini, festivalleri, sanat eserlerini ve sanatsal faaliyetleri izlemek için turizm aktivitelerinde bulunuyorlardı. Mezopotamya’da asiller yazları sıcaktan uzaklaşmak için daha serin yerlere seyahat etmişlerdir. Zevk için seyahat Roma İmparatorluğunun güvenliği ve ulaşımı sağlamasıyla olmuştur. Her şeye rağmen gene de turizm güvenli değildi. Deniz yolculuklarında hava koşulları ve korsanlardan, kara yolculuklarında ise hırsızlar ve vahşi hayvanlardan dolayı hala tehlikeliydi ve sadece gündüzleri yolculuk yapılabilinmekteydi.

Karanlık Çağ Dönemi: Milattan sonra 400 ile 1000 yılları arasında yani Karanlık Çağda ve milattan sonra 1000 ile 1400 yılları yanı Orta Çağda etkin olan Roma Katolik kilisesi, insanların, dünyevi eğlencelerden uzak durup, zamanını çalışmak ve ibadetle geçirmesi gerektiğini savunur. Tüm eğlence ve konaklama yerleri kapatılır, insanlar sadece dini sebeplerden dolayı ve Haçlı seferleri için dolaşmışlardır.

Dini amaçlı ziyaretler, özellikle Kudüs, Mekke, Medine gibi kutsal yerlere yapılmıştır. Bu güzergahlar arasına kurulan hanlar, birbirlerinden bir günlük yürüyüş mesafesi uzaklıklara kurulmuş, geceleri insanların, ulaşımda kullanılan hayvan ve malzemenin tüm gereksinim ve bakımını karşılayacak şekilde tasarlanmışlardır. Gece yolculuğu halen güvenli olmadığı için geceleri hanlarda konaklayanların güvenliği han sahibi tarafından sağlanmaktadır.

Haçlı seferleri sonrası, insanlar dinsel amaçlı seyahatleri kıtalararası yaparak daha da geniş kapsamlı bir hale getirmişlerdir. Gene haçlı seferleri sonrası Marco Polo’nun 24 yıl süren ve Venedik’ten Çin’e kadar uzanan gezisini son derece kapsamlı olarak anlattığı kitabı, okuyucularında bilinmeyen bölgeler için merak uyandırmıştır. Bu kitap sonucu merak turizmi ortaya çıkmıştır. 13. yy’da Asya’ya yapılan ticari seyahatler başlamıştır.

Elizabeth ve Rönesans Dönemi: Milattan sonra 1400 ile 1550 yılları arası, yani Rönesans Döneminde ve milattan sonra 1550 ile 1600 yılları arasında, yani Elizabeth Döneminde, kilisenin otoritesi ortadan kalkmıştır. Yeni bir oluşum ortaya çıkmış, sanat gelişmiş, yeni opera ve tiyatro binaları yapılmıştır. İnsanlar eğlenceyi yeniden keşfetmişlerdir. Yeni konaklama merkezleri yapılmıştır. İnsanlar ticaret, eğlence ve keşfetmek amaçlı seyahatler yapmışlardır. 1492 yılında Colomb’un Yeni Dünyayı keşfi bu aydınlanmanın sonucudur. Yerel otoritelerin, başka bir deyişle, derebeylerinin otoriteyi sağlaması üzerine dolaşım daha güvenli bir hale gelmiştir.

Avrupa’daki bu gelişmelere paralel olarak, Anadolu’da, Osmanlı İmparatorluğu seyahatleri daha güvenli hale getirmek için otoriteyi sağlayıp, gerekli karayolu, han ve kervansarayları inşa etmiştir.

Büyük Tur Dönemi: Milattan sonra 1600 ile 1750 yılları arası, Büyük Tur Dönemi olarak adlandırılır. Genç İngiliz soylularının eğitimleri için Avrupa’daki tarihi, kültürel, bilimsel ve doğa güzelliği bulunan yerleri ziyaret etmelerine, Büyük Avrupa Turu (The Grand .Europe Tour) denilmektedir. Genelde Fransa, İtalya, Almanya ve Hollanda’yı kapsayan bir turdur. Yirmi ile otuz yaşları arasındaki gençler dört ay ile üç yıl süren bu tura eğlence, kariyer, sanat ve bilim örenmek için çıkmışlardır.

Geçiş (Yeni Çağ) Dönemi: Milattan sonra 1750 ile 1914 yılları Geçiş Dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde sanayi devrimi olmuştur. Sanayi devrimi buhar gücünden yararlanma çabasıyla ortaya çıkar. James Watt’ın 1769’da buhar gücünün farkına varıp 1787 yılında ilk buhar makinesini yapmasıyla başlar. 1799 yılında buharla çalışan dokuma aaagahıyla birlikte makineli üretim başlamıştır. Bu ilk sanayi devrimi olarak adlandırılır. İkinci sanayi devrimi 1856 yılından itibaren çelik, petrol ve elektriğin gelişmesiyle ortaya çıkmaktadır. İlk petrol kuyusu açılmış ve 1866′da ilk patlamalı motor keşfedilmiş., buhar makinesi kullanılmaya başlanmış ve fabrikasyon ürerim başlamıştır. Fabrikaların kurulmasıyla işgücü hareketleri yoğunlaşmıştır. Bunun yanı sıra sermaye sahipleri vakit doldurmak, zenginliklerini ve görgülerini göstermek için seyahatler yapmışlardır. Bu dönemde bir çok otel açılmıştır. Ancak turizm hala çok pahalı bir işlemdir. İlk seyahat rehberi 1828’de “Rheinland” tarafından yayınlanmıştır. Deniz banyoları moda olmuştur.

Bu dönemde demiryolu ulaşımının Avrupa’da hızlı gelişimi, seyahat sayısında artış sağlamıştır. İnsanlar sağlık amacıyla, kaplıca ziyaret etmişlerdir. Buharlı gemilerin kullanılması ile deniz ulaşımı hızla gelişmiştir. Bu dönemde görülen en önemli gelişme, 5 Temmuz 1841’de dünyadaki ilk paket turun İngiliz Thomas Cook tarafından gerçekleştirilmesidir. Turizmin gelişiminde bir başlangıcı gerçekleştiren Thomas Cook, ilk tur operatörlüğünü de başlatmıştır. . İlk seyahat acentesi 1845’de Thomas Cook tarafından kurulmuştur.

Yakın Çağ (Modern) Dönemi: Milattan sonra 1914’ten bugüne kadar olan döneme de Modem Dönem denilmektedir. Bu dönemde Alpler ve keşif gezileri moda olmuştur, ulaşım daha ucuz ve kolay hale gelmiştir. Kitlesel turizm hareketleri başlamıştır. Dağ turizmi de popüler olmuştur. Araba ve uçağın ortaya çıkması sonucu çok daha uzaklara daha kolayca ve ucuza gidilebilinmiştir. Oto yolların yaygınlaşmasıyla yeni turizm türü çıkmış ve turizm kolaylaşmıştır. Çalışanların sosyal haklara sahip olmaları sonucu kitle turizmi de başlamıştır. Çalışanların elde ettikleri bu sosyal haklardan en önemlisi ücretli tatildir. Bu hak aslında Birinci Dünya Savaşından hemen önce elde edilmiştir. Artık turizm, herkesin kolayca katılabileceği bir faaliyet olmuştur. Refah ve daha çok tatil sonucu turizm gelişmiş ancak II.Dünya Savaşıyla bu kesintiye uğramıştır.

Asıl turizm hareketi ise İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkmıştır. Teknolojideki gelişme ulaşım araçlarına da yansımıştır. Savaş sonrası özellikle hava ulaşımı hız kazanmıştır. Sivil havacılığın gelişimi sonucu çok uzak yerlere çok kolaylıkla ulaşılması sağlanmıştır. Bunların yanı sıra savaş sonrası yıkılan kentlerin yeniden, planlı ve modern bir şekilde inşası turizm olgusunu desteklemiştir. Yeni kurulan kentlerde oteller, sergi ve festival alanları, spor tesisleri gibi yerler inşa edilmiştir.

Kategori Abant | Yorum yok »

Türkiye’deki Kış Sporlarının Merkezi – Uludağ

Ağustos 19th, 2008 by admin

Uludağ, Olimpos Dağı olarak da bilinir. Bursa ili sınırları içinde, 2.543 m yüksekliği ile Türkiye’nin en büyük kış ve doğa sporları merkezi olan dağ.
Antik çağın ilk tarihçilerinden Heredot (İ.Ö 490-420) yazdığı Heredot Tarihi isimli kitabında Uludağ, Olympos olarak geçer ve Olympos’ta Lydia kralı Kroisos’un oğlu Atys’in yaşadığı trajediyi anlatır. Heredot’tan 400 yıl sonra Amasya doğumlu coğrafyacı Strabon (İ.Ö 64-İ.S 21) yazdığı 17 kitaptan oluşan Coğrafya isimli kitabında Uludağ, Olympos ve Mysia Olympos’u olarak geçer. Strabon; Mysia isminin aslının Lydia’lılarda gürgen ağacı anlamına gelmektedir. Roma İmparatorluğu’nda resmi din hıristiyanlık olduktan sonra Uludağ’da 3. yüzyıldan sonra keşişlerin yaşadığı ilk manastırlar kurulmaya başlanmış ve manastırlar 8. yüzyılda sayıca en üst seviyeye çıkmıştır. Uludağ’da Nilüfer nehri ile Deliçay arasındaki vadi ve tepelerde 28 manastır kurulmuştur. Orhangazi Bursa’yı uzun bir kuşatmadan sonra teslim almış ve dağdaki keşişlerin yaşadığı manastırların bir kısmı terk edilirken, bazılarının yerlerine Doğlu Baba, Geyikli Baba, Abdal Murat gibi müslüman dervişlerin inziva yerleri olmuştur. Orhangazi Bursa’yı teslim aldıktan sonra Türkler dağa Keşiş Dağı ismini vermişlerdir. 16. yüzyılda Bursa’ya gelen Alman seyyah Reinhold Lubenau Uludağ’ın Türklerin eline geçtikten sonra keşişlerin sadece gündüzleri ibadet için dağa çıktıkları ve manastırların harç kullanılmadan taş duvarlarla yapıldığını belirtir.
Marmara Bölgesinin en yüksek dağı. Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan Uludağ’ın uzunluğu 40 km’yi bulur. Genişliği ise 15-20 km’dir. Toplu ve heybetli bir görünüşe sahip olan bu dağın Bursa’ya bakan yamaçları kademeli, güneye Orhaneli’ne bakan tarafları ise düz ve daha diktir. En yüksek noktası Uludağ Tepe’de 2.543 m’dir. Dağın kuzey tarafında Sarıalan, Kirazlı, Kadı, Sobra yaylaları vardır.
Uludağ’ın yüksek yerlerinde eski buzullara ait izlere raslanmaktadır. Karatepe’nin kuzeyindeki Aynalıgöl, Karagöl ve Kilimligöl buzul gölleri bu izlerin en önemlileridir. Bu göllerin mavi berrak suları, hemen aşağısında başlayan yemyeşil çam ormanları, yükseklerdeki beyaz kar yığınları buraların güzelliğine güzellik katmaktadır.
Etrafındaki çöküntü sahalarının cevresinde yükselen Uludağ’da tabakalar arasında yer yer maden ve maden damar yataklarına rastlanmaktadır. Türkiye’nin önemli volfram yatakları buradadır. İklimi, yüksek dağ özelliğindedir. Yükseklere çıkıldıkça kar yağışı ve miktarı fazlalaşır. Yüksekliğe bağlı olarak da ısı azalır. Dağın doruk noktasındaki karlar yaz kış erimez. Bazı yerlerde kar kalınlığı iki metrenin üzerine çıkmaktadır. Uludağ’dan kaynaklanan derin vadiler içindeki pekçok dere, Nilüfer Çayı ile Göksu’ya ulaşırlar.
Uludağ modern dağ tesisleri, teleferiği Bursa’nın hemen yanında olması ile dağ ve kış turizminin merkezi olmuştur.Türkiyenin en büyük kayak merkezidir.Yol durumunun uygunluğu, her mevsim kar bulunması, eşsiz manzaraları buraya turist çekmektedir. Dağın doruk noktasından açık havada İstanbul, Marmara ve civar yakın yerlerin görünmesi buraya ayrı bir özellik vermektedir. Doğu, kuzey eteklerinin Bursa Ovasına yakın yerlerinde sıcak su kaynaklarının bulunmasından burada kaplıcalar meydana gelmiştir. Bursa’nın Çekirge semtindeki bu kaplıcalar pekçok hastalığa şifa olmaktadır.

Bitki örtüsü

Bitkisel zenginlik bakımından ender yerlerden biridir. Mart ayında alt kademelerde başlayan uyanma, yaz boyunca zirvede devam etmektedir. Özellikle orman kuşağının üzerinde yer alan ve pek çok kişi tarafından kıraç olarak bilinen dağda, çok zengin ve bu bölgeye özgü nadir bitki türleri yayılış göstermektedir.

* 350 m den itibaren: defne, zeytin, katran ardıcı, fındık, laden, funda, kızılçam, maki ve çalılık alanlar,
* 350-700 m arası: kestane, akçakesme, erguvan, koca yemiş, dağ çileği, zeytin, katırtırnağı, Girit ladeni, mazı meşesi, gürgen, kızılcık, alıç, geyikdikeni, sırımbağı, yabani defne, karaağaç, kayın, titrek kavak, karaçam,
* 700-1000 m arası: kestane, kayın, sapsız meşe, titrek kavak, karaçam, yabani kızılcık, alıç, geyikdikeni, muşmula,
* 1000-1050 metreden itibaren: kayın ormanları 1500 metreye kadar ulaşır.
* 1500-2100 m arası: Uludağ göknarı, bodur ardıç, yaban mersini, ayı üzümü, yabani gül, geyik dikeni, çoban üzümü, söğüt, karaçam, kayın, gürgen, titrek kavak, sırımbağı, yoğurtotu, kekik, bitotu, misk soğanı, hindiba, bahar yıldızı, çok çiçekli gelincik, yabani elma.

Karaçam ormanları arasında sarıçam, 2100 m den sonra bodur ardıçlar, 2300 m kadar otsu türler ile temsil edilen Alpin bitkiler hakimdir. Dağın etek bölümlerinde meşe, kestane, çınar, ceviz ağaçlarına, 300-400 m kadar olan kısımda Akdeniz bitkilerine daha yukarlarda nemli orman bitkilerine rastlanır.

İklim

Dağın iklimi alt kademelerden zirveye doğru kademeli değişimler göstermektedir. Alt kademelerdeki Akdeniz iklim tipi, zirveye doğru nemli mikro termik iklim tipine dönüşürken, kışları yüksek rakımlarda buzlu iklim görülür. Doğu Akdeniz iklim grubunun birinci familyasında yer almaktadır. Kar yağışlı günler yıllık 66,7 gün, kar ile örtülü günler yıllık 179,2 gündür.

Kategori Abant | Yorum yok »

İzmirde Gezilesi Yerler

Ağustos 19th, 2008 by admin

Redface | iZMiR | Görülmesi Gereken Yerler
GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

KADİFEKALE
İskender’in Anadolu’ya çıkışı ve Pers egemenliğine son vermesi üzerine bölgede Helenistik dönem başlar. (M.Ö. 334-133) Helenler beraberlerinde kendi şehircilik anlayışlarına uygun şehirleşme projeleriyle gelirler. Helenlerin istediği, Efes, Bergama, Rodos, İskenderiye gibi zamanın ticarette ve liman işletmesinde ileri gitmiş şehirleri ile boy ölçüşebilecek bir şehirdir. Böylece bir şehrin eski İzmir’de kurulması hem konum ile hem de alanın küçüklüğü nedeniyle imkânsızdı. Bunun üzerine İskender, bugün Kadifekale olarak bilinen Pagos tepesi ve eteklerine yeni şehri kurmayı düşünür. Efsaneye göre; İzmir’e gelen Büyük İskender, o zaman ormanla kaplı “ Pagos Tepesi “ denilen Kadifekale’de Nemesis Kutsal alanında (İzmirliler çifte Nemesisi yani ikili su perisini kutsal sayarlardı) avlanırken bir ara ulu bir çınarın altında uykuya dalar, rüyasında gördüğü iki Nemesis, İskender’den yeni İzmir kentini uyuduğu tepenin eteklerinde kurmasını ister, uykusundan uyanan İskender, Klaros’un Apollon kahinine gördüğü rüyayı anlatarak fikrini sorar, kahin rüyayı tek bir cümlede yorumlar :
“ Kutsal Melez Çayı kenarındaki Pagos Tepesi eteklerinde yerleşecek İzmirliler, eskisinden dört kez daha mutlu olacaklardır. “
Bu yeni İzmir’in kuruluşunda İskender’in Pagos Tepesinde gördüğü rüyanın yorumuna dayanmak yerine, dönemin deniz ve karada gelişen ticari potansiyelinin gelişmesinin dayattığı zorunluluk nedeniyle burada kurulmuş olduğuna inanmak, günümüz için çok daha bilimsel bir yaklaşımdır. Nihayet, rakibi General Antiganos’u M.Ö.302’de öldüren Lysimachos yeni İzmir’in kuruluşunu gerçekleştirir. Şehri Pagos tepesi ile İç Limana bakan yamaçlarda kurmaya başlar. Böylece 400 yıl önce Lidyalıların istilası ile yurtlarından edilen Meles Çayı etrafında küçük köysel yerleşimlerde yaşayan Homeros’un hemşehrisi İzmirliler, İzmir’e gelip yerleştiler.
Anadolu ticaretinde, dönemin en büyük potansiyeline sahip olan İzmir, su kemerleri, gymnasion’u, stadyumu, tiyatrosu ve agorası ile son derece gelişmiş ve düzenli bir kent olarak imar edilir. Pagos’ta yer alan tiyatro 16.000 kişilik olup, kuzeye bakan seyirci tribünü denize karşı romantik ve muhteşem bir manzara sunar. 1638’e kadar tiyatronun duvarlarının ayakta olduğu bilinmektedir.
[IMG]ttp://www.izmirturizm.gov.tr/IzmirImages/Resim%20266.jpg[/IMG]

ALTINYOL
Roma dönemi’nde bugünkü Kadifekale’de izlerine rastlanan akropolden itibaren, birisi Basmane (Sard Yolu), diğeri Eşrefpaşa (Efes Yolu) üzerinden denize ulaşan iki yol yapılmıştır. Basmane’de Sart Yolu’na ait kalıntılar; Bahri Baba Parkı civarında ise Efes Yolu’na (Altınyol) ait kalıntılar bulunmuştur. Halen semt pazarı olarak kullanılmaktadır.
AGORA
İzmir’in Namazgah semtinde bulunan Agora, mevcut görünümüyle Roma dönemine aittir. Agora antik dönemlerde politik toplantıların ve halkın alışveriş yaptığı bir yerdir. İzmir Agora’sı ticari olmaktan ziyade, bir devlet agorası görünümündedir.
M.S.178’de depremle yerle bir olan Agora, İmparator Marcus Aurelius’un özenli çalışmalarıyla yeniden inşa edilmiştir. 1932–1941 yılları arasında yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya çıkarılan İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada geniş (120 x 180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Son dönemlerde yapılan kazılar sonucunda İzmir Agorasının bugüne kadar bilinen en büyük Agora olduğu ortaya çıkmıştır.
KIZILÇULLU SU KEMERLERİ
Eski adı Kızılçullu olan ve Şirinyer’de bulunan su kemerleri Meles (Kemer) çayı üzerinde olup Kadifekale’de kurulan kente su getirmek için yapılmıştır. Geç Roma dönemine ait iki sıra halindeki kemerlerin yapımında taş, tuğla ve Roma harcı kullanılmıştır. Bu kemerler Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar dönemlerinde onarım görmüş ve uzun süre kullanılmıştır.
SAAT KULESİ

1901 yılında Sultan Abdülhamid’ in tahta çıkışının 25.yıldönümü nedeniyle ve padişahın emri üzerine, Sadrazam Küçük Sait Paşa tarafından yaptırılmıştır. Son derece zarif görünümüyle Konak Meydanını bir inci gibi süslemektedir. Teras yükseldikçe incelen sivri kemerleri, kubbecikleri, mukarnas işçiliği ve geometrik figürlerle donatılmış olan taş işçiliğinin dantele gibi bir zarafet içinde Saat Kulesi’ni çevrelemesi, oldukça zengin bir görüntü oluşturmaktadır. Kulenin saati Alman İmparatoru II.Wilhelm tarafından armağan edilmiştir. İzmir‘in sembolü olarak kabul edilen Saat Kulesi‘nin altında bulunan odanın dört köşesinde çeşmeler bulunmaktadır.

KEMERALTI

Mezarlıkbaşı semtinden Konak Meydanı’na kadar uzanan bölgeyi içine alan tarihi bir çarşıdır. Çarşının bugün ana caddesini oluşturan Anafartalar Caddesi, geniş bir kavis çizer. Bu kavis, caddenin geçen yüzyıllarda var olan iç limanın etrafını dolaşmış olmasından kaynaklanmaktadır. Liman, zamanla ağzına doğru dolmaya başladığından, yeni yerleşim ve ticaret sahaları açılmış ve buraları yeni binalarla değerlendirilmiştir. İlk yapıldığı yıllarda çarşı, kısmen tonozlu, kiremit örtülü, yan sokakları ve arastalarıyla bir kapalı çarşı görünümündeydi.
Yakın yıllara kadar, Şadırvanaltı Cami’nden Havra Sokağı’na kadar devam eden sokakların üstü örtülü idi. Çarşı, Kemeraltı adını bu bölümünün üstünün kapalı olması özelliğinden almıştır. Çarşıya dik olarak açılan bugünkü küçük sokakların bir bölümünün üstü de yine beşik tonozlarla örtülü bulunuyordu. Bunlara açılan diğer ara sokaklarla birlikte arastalar oluşmaktaydı. Çarşı içinde pek çok han yer almaktadır.
Eskiden olduğu gibi günümüzde de Kemeraltı Çarşısı, İzmir’in en önemli alış-veriş merkezidir. Eskinin gizemli tonoz ve kubbeli dükkânlarının sayısı oldukça azalsa bile, modern iş merkezleri, mağazaları, sinemaları ve kafeteryaları ile sokakları günün her saati canlı, her türlü alış-verişin yapılabileceği bir site görünümündedir. Bu kapalı ve açık mekânlardan oluşan çarşıda geleneksel Türk el sanatlarından seramikler, çini panolar, ahşap ürünler, tombaklar, halı ve kilimler, deri ürünlerinin her çeşidini bulmak mümkündür.

KIZLARAĞASI HANI
Kızlarağası Hanı 1744 yılında Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılarak hizmete sokulmuştur. Osmanlı mimarisinin günümüze gelen, İzmir’deki nadir eserlerinden olan han, diğer Osmanlı Hanları gibi çarşılı ve avlulu hanlar düzenindedir. Kızlar Ağası Hanı 4000m2’lik kareye yakın dikdörtgen planlı, avluya bakan kısımları iki katlı, bedestenleri tek katlı yaklaşık 500m2’lik avlusu olan görkemli bir yapıdır.
1988–1993 yılları arasında restore edilerek günümüzde turistik bir çarşı olarak hizmete giren Kızlarağası Hanı’nda çok çeşitli el sanatları, her türlü hediyelik eşya, halı, kilim, gümüş takı, giyim eşyası, nargile ve malzemeleri, deri kıyafetler ve çarpıcı hediyelik eşyalar satışı yapan dükkânlar ile mistik havayı soluyarak çayınızı içebileceğiniz bir çayevi bulunmaktadır. Kızlarağası Hanı dün ile bugünü birlikte yaşanacak, İzmir ‘in tek tarihi hanıdır.
DÖNERTAŞ SEBİLİ
Anafartalar Caddesi ve 945 sokak kesişiminde konumlanan Dönertaş Sebili, kösesindeki sütunun dönmesinden dolayı bu adı almıştır. 1814 yılında yapılan sebilin banisinin Osmanzade Seyyid İsmail Rahmi Efendi olduğu düşünülmektedir. Yapı, İzmir’in en güzel ve bakılı sebillerindendir.
Dörtgen planlı sebilin üstü kubbeli olup, alaturka kiremit kaplıdır. Her iki sokak cephesinde birer pencere ile 945 sokakta hazneye giriş sağlayan kapı vardır. İki pencere arasında ve köşeye konan, süslü başlıklı, geçmişte dönen yuvarlak mermer sütun cephenin çarpıcı bir öğesidir. Mermer kaplı cephe, bitkisel motifler, manzara ve hat bezemeler ile süslenmiştir.
ST. POLYCARP KİLİSESİ
St. Polycarp Kilisesi M.S. 155 yılında inancından dolayı Romalılar tarafından bugünkü Kadifekale yakınında bulunan stadyumda 86 yaşında şehit edilen St.Polycarp adına yapılmış olup, İzmir’in en eski kilisesidir. Yapımı 1625 yılına kadar uzanmaktadır. Osmanlı İmparatoru Sultan Süleyman’ın müsaadesi ve Fransa Kralı XIII. Louis’in iradesi ile inşa edilmiş ve Kapusin rahiplerine verilmiştir. Kilise ve sonradan binaya eklenmiş olan manastır, 1688 yılında bir deprem geçirmiş ve sonra da yanmıştır. 1690 ve 1691 yıllarında Kilise ve müştemilatı yeniden inşa edilir. 1742 yılında çıkan şiddetli bir yangında ne kiliseye ne de Fransız mahallesine bir zarar gelmez. Böylesine bir yangından kurtulmuş olmak St. Polycarp’ın mucizesine dayanır. 1763′te bir başka yangın daha çıkar. Manastır harap olur, kilisede önemli zararlar meydana gelir.
ASANSÖR
Mithatpaşa Caddesi ile Halilrıfatpaşa semti arasındaki yükselti farkından dolayı, iki semt arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak amacı ile, 1907 yılında Musevi işadamı Nesim Levi tarafından bir asansör inşa edilmiştir.50 m.lik yükseklikte yer alan Halilrıfatpaşa semtine 155 basamaklı merdivenle çıkılıyordu. Buraya inşa edilen asansör kulesi ile, iki semt arası birleştirilmiştir. Bu kulede iki asansör bulunmakta, bunlardan soldaki buharla, sağdaki ise elektrik ile çalışmaktaydı.1985 yılında gerçekleştirilen restorasyonla her iki asansör de elektrikle çalışır duruma getirilmiştir.1994 yılında yapılan ikinci restorasyonda Asansör Sokağının çevre düzenlemesi yapılarak, hizmete sokulmuştur. Tarihi Asansör binasının bulunduğu sokakta ayrıca, dünyaca ünlü ses sanatçısı Dario Moreno’nun da yaşamış olması bu bölgeye duyulan ilgiyi daha da arttırmaktadır.
HÜKÜMET KONAĞI
1868-1872 yılları arasında yapılmış olan Hükümet Konağı Türklerin ulusal bağımsızlık savaşı olan Kurtuluş savaşında çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü 9 Eylül l922’de Türk ordusunun İzmir’e gelmesiyle Hükümet Konağına çekilen Türk bayrağı aynı zamanda İzmir’in kurtuluşunu simgeler. Bu nedenle Konak yakın tarihte yandıktan sonra yeniden yaptırılmıştır. Bunun için düzenlenen mimari proje yarışmasında bayrağın çekilmiş olduğu balkonlu bölümün korunması ön görülmüştür.
KÜLTÜR ve TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ
1891’de kurulan İzmir Ticaret Borsası, 1919’a kadar yapıda etkinliğini sürdürmüş, işgalden sonra 1921’de ise Yunan Milli Bankası’nın kullanımına ayrılmıştır. 1922’den sonra İzmir Merkez Postanesi ve Paket Postanesi olan yapı, halen İzmir Turizm Bölge Müdürlüğüdür.
İzmir’deki 19.yüzyıl başı kagir mimarisinin tipik bir örneği olan yapının özellikle dövme demir parmaklık ve korkulukları ile kapı saçağı Art Nouveau stilindedir.
İZMİR MİLLİ KÜTÜPHANE ve ELHAMRA SİNEMASI
Türkiye’nin Milli adını taşıyan ilk Kütüphanesi olan İzmir Milli Kütüphanesi, İttihat ve Terakki Fırkası’nın çabalarıyla,1912 yılında okumuş, kültürlü Türk gençlerinin yetiştirilmesi amacıyla, Beyler Sokağı’ndaki Salepçizade Konağı’nın selamlık bölümünde hizmete girmişti. Bugünkü binasının yapımına 1922’den sonra başlayarak, 1926 yılında Elhamra Sineması tamamlanarak hizmete açılmış, kütüphane binası ise 1933 yılında tamamlanabilmiştir. Bu anıt eserin projesi Mimari Tahsin Servet Bey tarafından Neo-Klasik tarzda hazırlanmıştır.
İZMİR DEVLET TİYATROSU (ESKİ TÜRK OCAĞI BİNASI)
1925 yılında Türk Ocağı İzmir Şubesi binası olarak yapılan eserin mimarı Yüksek Mimar Necmettin Emre Beydir. Yapı 1.Milli Mimarlık tarzının özelliklerini taşıyan, kubbeli, iki katlı zarif bir örnektir.
T.B.M.M. EGEMENLİK EVİ (ESKİ BELEDİYE)
Eski Belediye binası olarak bilinen T.B.M.M. Egemenlik Evi, günümüzde İzmir’in Hisarönü denilen yöresinde yer alır.
Ulusal mücadele yıllarında İzmir Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’nın çalışmalarına mekan teşkil eden ve uzun yıllar belediye hizmetlerinin yürütüldüğü bina 1997 yılından itibaren bir kültür ve sanat merkezi olarak faaliyet göstermektedir. Yapının giriş katında bir kafe ve Milli Saraylar Daire Başkanlığı’nca hazırlanmış kültür yayınlarıyla birlikte orijinallerine bağlı kalınarak sınırlı sayıda üretilmiş tarihi Yıldız Porselenleri ve Hereke Halıları’nın satış reyonu, ikinci katta ise, Ulu Önder Atatürk’ü konu alan daimi bir fotoğraf sergisiyle beraber, sergi ve gösteri salonları yer alıyor.
ALSANCAK GARI
1856 yılında İzmir-Aydın demiryolu hattının yapılması için imtiyaz, İngiliz girişimci Wilkin ve dört arkadaşına verildi. İmtiyaz 1857 yılında « İzmir’den Aydın’a Osmanlı Demiryolu » kumpanyasına devredildi.1857 yılında Vali Mustafa Paşa döneminde temeli atılan demiryolunun başlangıcında yer alan Alsancak Garı, 1858 yılında hizmete açılmıştır.
HALİL RIFAT PAŞA KÖŞKÜ
19. yüzyılın sonlarında inşa edilen Halil Rıfat Paşa Köşkü’nün ana giriş cephesi taşıt yoluna, yan cephelerinden biri yayalar için düzenlenmiş merdivenli yola, diğer iki cephesi ise arka ve yan bahçeye bakmaktadır. Parsel üzerinde iki adet yapı yer almaktadır. Bunlardan ilki ana yapı diğeri müştemilat yapısıdır. Ana yapı iki katlı olup müştemilat ise tek mekânlı bir yapıdır. Köşk aslına uygun onarım ve yeniden düzenleme çalışmalarının tamamlanmasından sonra hizmete açılarak TULOV Vakfı tarafından Kültür ve Eğitim Merkezi olarak işlevlendirilmiştir.
İNÖNÜ EVİ
Sarıhafız (Türkyılmaz) Mahallesi Mekke Yokuşu 842 sokakta şimdilerde İnönü Sokağı No:20’de bulunan ev İsmet İNÖNÜ’nün Cumhurbaşkanlığı yılarında o zamanki İzmir Belediye Başkanı Dr.Behçet UZ tarafından Belediye adına satın alındı.1950 sonrasında ev İzmir Belediyesince satılmak istendi ev Ayla ÖKMEN tarafından satın alındı ve İnönü Vakfına bağışlandı. Belediye Başkanı Yükse ÇAKMUR zamanında evde onarım gerçekleştirildi ve iç düzenlemesi yapıldı. Vakıftan sağlanan eşya ve resimler yerleştirilip ziyarete açıldı.İnönü evi daha sonra köklü bir restorasyon geçirdi ve 24.07.1999 günü ziyarete yeniden açıldı.
UŞAKİZADE KÖŞKÜ
Beyaz Köşk veya Latife Hanım Köşkü olarak anılan Uşakizade Köşkü,Uşakizade Muammer Bey’in babası Sadık Bey tarafından yaptırılmıştır.Göztepe’de eğimli bir araziye yapılan köşk üç katlı olup zemin katında hizmet amaçlı odalar,birinci katında dört,ikinci katında ise altı oda bulunmaktadır.Gazi Mustafa Kemal Paşa 14 Eylül 1922’den 27 Temmuz 1924 tarihine kadar Uşakizade Latife Hanım Köşküne beş kez gelmiş ve 91 gün kalmıştır.27 Ocak 1923 günü Karşıyaka’ya trenle gelen Mustafa Kemal Paşa Muammer Beye Kızı Latife Hanım ile evlenmek istediğini söyler ve evlenirler.Atatürk bu köşkte İzmir İktisat Kongresinin çalışmalarını yapmıştır.Atatürk Cumhurbaşkanı olarak köşke geldiğinde İktisat Bakanı Celal BAYAR ve Muammer Beyle İş Bankasının kuruluşunu gerçekleştirmiştir.
ESKİ OSMANLI BANKASI
Bina 2. Kordon ile Fevzi Paşa Bulvarı’nın kesiştiği köşede bulunmaktadır. 1926 yılında Mimar C. Mogneli tarafından yapılmış ve zaman içinde Osmanlı Bankası olarak kullanılmış bina, günümüzde banka niteliği taşımasa da bu adla anılmaktadır.
VAKIFBANK BİNASI
Fevzi Paşa Bulvarı’nın başlangıcında 1931 yılında yapılmış olup 1. Ulusal Mimari dönemi ve Art Deco tarzının izlerini taşımaktadır.
ZİRAAT BANKASI
1930 yılında yapılan bina zamanının banka mimarisinin tipik örneklerindendir
İZMİR TİCARET BORSASI
Türkiye’nin ilk Ticaret Borsası’nın günümüzde de faaliyetini sürdürdüğü yapı 1928 yılında yapılmıştır.
İZMİR ATATÜRK LİSESİ
Montrö ve Lozan Meydanları arasında çok geniş bir alanda kurulu olan Lise, bugünkü adını 1942 yılında almıştır.
MİTHATPAŞA ENDÜSTRİ MESLEK LİSESİ
1881 yılında ıslah evi olarak yapılan bina, süreç içinde fonksiyon değişikliği ve ilave yapılarla değişikliğe uğramıştır. 31 Mart 1997 yılında çıkan yangınla dört duvar kalınca yeniden yapılmıştır.
İZMİR KIZ LİSESİ
1917 yılında İttihat ve Terakki Mektebi olarak yapılan yapı, 1985 yılında Kız Lisesi olarak öğretimine devam ederken yangınla kül olmuştur. Yeniden yapılan bina 1990–1991 öğretim döneminde eğitime tekrar başlamıştır.
SAYAÇ ATÖLYESİ
Karataş’ta 1880’li yıllarda yapılan bina, on yıl boyunca boş ve harap olarak dururken aslına uygun olarak restore edilen yapı, çocuk konservatuarı olarak kullanıma açılacaktır.

Kategori Abant | Yorum yok »

« Önceki yazılar