Kapadokya yazıları 1

Ekim 11th, 2008 by admin

Kapadokya yazıları 1

Buyurun, cevap verin..
Ürgüp çarşısının içinde küçük bir esnaf lokantasında oturmuş, yarım tesettürlü mal sahibesinin getireceği demli çayı beklerken kendi kendime bunları düşünüyorum..

“Rüzgâr nereden eserse harmanı oraya savuranlardan..” olduğumuz için kalkıp buralara gelmişim..

Benden önce de insanlar varmış buralarda..

Hem de bin küsur yıllık geçmişte yaşamış, konuştukları diller bile kaybolmuş insanlar..

***

Milattan önce, yani Sayısal Loto’nun Türkler tarafından oynanmaya başlamasından 2250 yıl önce kurulan ilk siyasal birlik Akad İmparatorluğu..

Bugün Kayseri IL sınırları içinde kalıp kısmen Nevşehir’e taşan Kapadokya adlı coğrafyaya Hititler gelmiş..

Sırasıyla devam ediyorum..

Muşkiler, Kimmerler, Medler, Persler bu toprakların efendisi olmuş.. Büyük İskender (yoğurtsuz olanı) askeriyle geçmiş üzerinden..

O heyula bitince Kapadokya coğrafyası Antigonos Krallığı’na katılmış..

Çay kültürü
Benim narin fikirli okurum bu medeniyetleri tanımaz.. Çünkü bugüne kadar bu medeniyetlerin futbol takımları ile kurada eşleşmedik..

Ama ilk cihan imparatorluğu Roma’yı bilir.. (Dondurmasından) Ardından gelen Bizans’ı DA Selçuklular’ı DA.. Sonra Osmanlı gelmiş buraya.. Ondan DA bize devir..

Arada “kafanızı sütlaca çevirmemek için” saymadığım sekiz on medeniyet daha var..

Onları DA katarsak bu Kapadokya gelmiş geçmiş bütün topluluklar için bir devre mülk olmuş..

Ve şimdi ben burada demli bir çay bekliyorum..

Yarım tesettürlü kadın çayımı getirdi.. Tembih etiğim halde açık.. Ben bir Antigonos soylusu olsam bu kadını hizmetkârlarıma kırbaçlatırdım..

Onun yerine bir Haymana prensi nezaketiyle “Biraz daha demlisini getirir misiniz?” dedim, kadın yüzüme hayretle baktı..

***

Bu Kapadokya coğrafyasında demli bir çay beklentisi içinde olduğunuzu dışa vurduğunuzda insanları şaşırtıyorsunuz..

Yedi bin küsur yıldır insanların yaşadığı bu topraklarda çayın anlamı şu.. Su kaynar, içine çay atılır.. Üç dakika sonra bulunan ilk bardakla servis edilir..

Kadın hiç değilse ince belli bardakta getirdi çayı..

Ürgüp’ün daha kibar mekânlarında kocaman cam bardaklar kullanılıyor.. Kulpu olmasa hamam tası gibi..

Yollar çok iyi..
Eğer benim gibi “zarafetten çatlayacak kıvama gelmişseniz..” buralara gelmeyin..

Ama benzeri olmayan bir dünyanın içine girmek istiyorsanız yeryüzünde Kapadokya’dan ilginç bir yer zor bulunur..

Ürgüp’ü merkez alın.. Bir pergelle on beş kilometre yarı yapında çember çizin..

Göreme, Avanos, Çavuşin, Soğanlı ve Güvercinlik vadileri, Zelve, Üçhisar, Orta Hisar, Yapraklı, Mustafapaşa, Kaymaklı..

Hepsi ayrı bir dünya.. Hepsi insanın ağzını açık bırakacak kadar şaşırtıcı..

Tabii bunlar için altınızda bir araba gerekir..

Kayseri Havaalanı’na iner inmez kiralık araba sordum.. Üç firma birden var.. Tanıdık olana gittim.. Tanıdık olmasa DA fark etmezmiş..

Çünkü üçünde birden hizmete sunabilecekleri tek bir araba var.. Onun DA günlüğü 85 lira..

Ürgüp ile Kayseri arası 65 kilometre.. Yollar çok güzel.. Devlet buralarda hamlesini yapmış.. Bodrum Yarımadası’nın yolları ile kıyaslandığında buradakiler havaalanı pisti gibi..

***

Seksen beş lira çok geldi.. “Ürgüp’te kiralık araba bulabilir miyim?” diye soracağım tuttu..

Kayserili satıcı oğlan yüzüme öyle bir baktı ki.. Meali “Belki traktör bulabilirsin” şeklindeydi..

Yirmi bin yatak kapasiteli Kapadokya’da tek bir boş oda bile yokken araba bulmak ha?

Demli çay isterken ezildiğim gibi ezildim yeniden..

Ulan sersem!

Bir Kayserili ile para veya mal üzerine pazarlık yapılır mı? Oğlanın, eline iki adet el feneri verip “Aha bu DA farların..” deyip, seni araba niyetine başkasına kiralamadığına dua et..

Kazıklanma geni
Benim İstanbul’daki çim biçme makinemden dört karış daha uzun olan, biraz daha sessiz çalışan, yevmî bedeli 85 lira olan kiralık arabama binip Ürgüp yollarını tutarken bu ruh hali içindeydim..

Ortada parmak izi yoktu AMA kazıklandığıma emindim..

Nitekim Ürgüp’e geldiğimde çarşıdaki her beş dükkândan birinin camekânında “Rent a car” yazısı okudum..

Şehirdeki her iki arabadan biri kiralıktı.. En pahalısı DA elli liraydı..

Varsın olsun.. Kayseri’de kazıklanmasam burada kazıklanırdım..

Bizim aile fertlerindeki “kazıklanma geni” diğer genlerin en AZ iki katıdır.. Eninde sonunda biri, günlüğü otuz kâğıtlık aracı bana “Bunun motoru iki dilde çalışır” deyip yetmiş kâğıda sokardı..

***

On beş bin nüfuslu ilçede evlerin çoğu taştan yapılma.. Bu toprakların tuhaf bir taşı var.. Kolay işleniyor..

Eskişehir’in lületaşı gibi.. Ama o kadar yumuşak değil..

Eline bir keski bir de ağır tokmak aldın mı kendine bir ayda güzel bir mağara ev yapabilirsin..

Hristiyanlığı İngiltere’de yayan Aziz Thedoros (ki eşcinseldi) MS. 622 yılında gelip Kapadokya’da yaşamış..

Sığındığı manastırdaki başrahip “İlk işin kendine barınacağın bir mağara ev yapmak” dediğinde böyle bir şeyin birkaç yıl alacağını düşünmüş..

Oysa mağara ev bir ayda bitmiş..

O DA başlamış içini süslemeye.. Öyle bir heves gelmiş kendine.. Mağara odalarının içine duvar kolonları, ayin gözleri, kitap rafları yapmaya başlamış..

Bunları vatandaşın konut sorununa çözüm olsun diye anlatmıyorum..

Biliyorum.. Keskisini, tokmağını kapan yarın buralara üşüşür.. Ne yazık ki artık mağara evler yapımına izin verilmiyor.. Çivi bile çaktırmıyorlar..

Haberiniz olsun ki boşu boşuna yollara düşmeyin.. Sebebiniz ben olmayayım

Kategori Nevşehir | Yorum yok »

Kapadokya yazıları 2

Ekim 11th, 2008 by admin

Kapadokya yazıları 2

Peri bacaları güzel isim..
Tanrı’ya hizmet etmek için Kapadokya’ya gelip burada bir kaya manastırına kapılanan Aziz Theodoros bu garip coğrafi yapıyı görünce biraz pişman olmuş..

Kapadokya için de şöyle yazmış:

“İnsanların ve hayvanların susuzluktan kolayca ölebileceği, yağmurun kuru toprak tarafından hemen emildiği bir yer..”

Yağmuru sadece toprak emmiyor burada.. Anladığım kadarı ile kayalar DA emiyor..

Zaten buradaki kayaların sadece adı kaya.. İsmine uygun bir sertliği, dayanıklılığı yok..

***

Birkaç futbol sahası büyüklüğünde; yağmurdan rüzgâra her türlü etkiye açık bir kaya kütlesi düşünün..

Anadolu’nun “Yel kayadan NE alır ki?” özdeyişi burada hükümsüz.. Çünkü yağmur suları yukarıdan aşağıya akarken kayanın üzerini ince ince yontuyor..

Esen rüzgâr DA sanki törpülenmiş tırnağa cila çekiyor..

Zamanla o kaya kütlesi yukarıdan aşağı şehla şehla yarılıyor.. Yağmur ve diğer dış etkenler o yarıkları derinleştiriyor.. Derken o yarıklar birer konik şekil alıyor.. Tepelerinde ise yumru bir kütle kalıyor..

O DA giderse..
İşte bu tepede kalan ve külah üzerinde ponpon gibi Duran kütle, koni şeklini almış kayanın son dayanağı.. O DA düşerse kaya hızla eriyor..

Bizim ahalinin bu tür jeolojik bilgisi olmadığından bu tepesinde birer ponpon taşıyan koni şeklindeki kayalara bakmış bakmış..

“Bunlar olsa olsa cin işi, şeytân işi..” demiş.. Ve “peri bacası” adını vermiş.. Bence güzel olmuş.. “Cin külahı” veya “Şeytan yuvası” DA diyebilirlerdi..

Buradaki kayaların halini keşfedenler ise yedinci yüzyılın Hristiyanları..

Keşişler öncülük yapmış.. Buralara gelip kayaları önce barınak olarak kullanmışlar.. Sonra işlenmesinin kolay olduğunu görünce kiliselerini, manastırlarını yapmışlar..

Onları asker kaçakları izlemiş.. Asker kaçaklarını DA fahişe milleti..

Aklını öbür dünya ile bozmuş meczuplar, kanun kaçakları, birkaç budala, birkaç şarlatan derken garip insanlardan oluşan bu cemaat çığ gibi büyümüş..

***

Hemen her kanyonda birkaç manastır var.. Hiçbir plâna bağlı olmadan yayılmış, genişlemiş manastırlar..

Sadece nüfusça çoğalmak yeni manastırlar yaratmamış.. Dini meselelerdeki görüş ayrılıkları DA manastır sayısını çoğaltmış..

“Et yemek lükstür.. Kendini Tanrı’ya adamışların lüksle işi yok..” diyenler gidip bir manastır kurmuş..

“Hz. İsa hem ilahi hem insani özelliklere sahipti” diyenler kendi manastırlarını inşaya başlamış..

“Hayır.. İsa’nın doğası bütünüyle ilahiydi” diyenler başka bir manastırda toplanmış..

Şeytan çıkarma
Tarsus’ta doğan, Kapadokya’da pişen, sonra gidip İngiltere’de ilk Katolik kilisesini kuran Aziz Theodoros’a göre sapkınların bile manastırları var..

“Sakalları olmayan AMA tarlada çalışan erkekler gördüm” diye anlatıyor..

Onları önce hadım edilmiş kaçak köleler sanmış.. Aralarına katıldığında bu sakalsız erkeklerin aslında kadın olduklarını anlamış..

Gece ayininden sonra her biri başpapazın seçtiği erkek keşişle birlikte bir mağaraya kapanıyormuş.. Kadının görevi erkeği baştan çıkarmak.. Erkeğinki ise direnmek..

Direnirse içindeki şeytanı yenecek, rezil edecek.. Bu tarikat manastırının DA halleri böyleymiş işte..

Aziz Theodoros’un tespitine göre galip gelen daima şeytan oluyormuş..

***

Ürgüp ile Göreme başta olmak üzere çevredeki bütün yerleşme bölgelerinin başlangıcı böyle.. Onların mağaraları bugüne kadar gelmiş..

Hatta Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları dahi sebeplenmiş.. Bilenlerden dinledim.. 1952 yılına kadar bu mağaralarda bizim insanlarımız paşa paşa yaşamış..

Hiç de şikâyetleri yokmuş..

İşi Kim bozdu?
Mağaralı hayata iyice adapte olan, kira derdi nedir bilmeyen vatandaşın düzenini bozan devrin başbakanı Adnan Menderes..

“Bu çağda mağarada yaşanır mı?” deyip yöre ahalisini sürüp çıkaran DA o.. Mağara yerine herkese birer prefabrik ev vermişler..

Böylece toplu olarak yaşanan mağaralar tamamen tahliye edilmiş..

İlçe merkezlerinde kalan mağaralar ise hâlâ kullanılıyor.. Orada oturanların tapusu var.. Ve bu tapular elli bin, altmış bin, yüz bin hatta iki yüz bin dolara el değiştiriyor..

O yüzden “mağara emlakçılığı” en kazançlı mesleklerden biri.. Kim MI alıyor bu evleri?

E çok bizim insanımız.. Ama İstanbul, Ankara gibi büyük merkezlerden kaçıp “alternatif hayat” peşinde olan okumuşlar başta geliyor..

Yabancıların DA hevesi müthiş..

İçlerinde sıkı Hristiyanlar DA var, alternatif hayat meraklıları DA.. Bir de bu mağaraların birkaçını bir araya getirip “butik otel” yapanları, pansiyon olarak işletenleri görüp tanıdım.. Meraklısı o kadar çok ki..

Bilgiler sağlam
Elkep denilen mevkiden çıkıp Yusuf Paşa Konağı’nın önünden geçerek Ürgüp’ün şehir merkezine inen yolun sağında bir otopark var..

Önündeki alanı belediye otopark yeri yapmış.. Arkasında mağara evlerden bir pano görüyorsunuz.. Zemindeki mağaralar ise boş..

İsteyen gölgelik olarak kullanıyor..

Dışarıya araba park etmek hem bedava hem de bol yer bulunduğundan otoparka rağbet yok.. Dolayısıyla otoparkçının DA vakti çok..

Onlar DA mağaralardan birine girmiş, gündüzden piyizleniyorlar..

Arabayı park edip aralarına daldım.. Otoparkın amiri Yılmaz.. İstanbul’un Samatya’sından.. Bizim Ahmet Gülhan ile kuzen çocuğu oluyorlarmış..

***
Mağara fiyatlarını ondan aldım.. İlçedeki her türlü aykırı işin raporunu DA..

Önce beni polis sanıp kıllandı.. Biraz ters gitti.. Sohbet sırasında ilkokula Samatya’da başladığımı öğrenince beni hemşerisi ilân etti..

Büyük kuzeni Ahmet Gülhan’ı tanıdığımı söyleyince de akrabalığa terfi ettim..

Sonunda mecburen bir büyük açtık.. Böylece iki liralık otopark bana yirmi beş liraya patladı..

Kategori Nevşehir | Yorum yok »

Kapadokya yazıları 3

Ekim 11th, 2008 by admin

Kapadokya yazıları 3

Butik oteller cenneti..
Kapadokya daki ilk gecemi Ürgüp’te Esbelli Evi’nde geçirdim.. Bildiğimden, önceden haberli olduğumdan veya aklımın erdiğinden değil.

Yönlendirildiğimden.. İyi ki de kendi aklıma kalmayıp, yönlendirilmişim..

Süha Ersöz’ün sahibi olduğu bu butik otel minnacık bir şey.. Önce “butik otel” kavramı üzerine üst üste bir iki satır koyayım..

Bir ay kadar önce elime “Akdeniz’in İncileri” diye güneydeki otelleri tanıtan bir katalog kitap geçmişti.. Büyük boy, kuşe kâğıda basılı, rengârenk fotoğraflarla süslü bir kitap..

İçinde yer Alan otellerin sadece isimleri değişik..

Görüntü olarak hepsi birbirinin kopyası..

***

Zaptedilen otel arazilerinin arkasında çam ağaçlarından veya zeytinliklerden oluşan bir yeşillik var.. Önünde ise Akdeniz’in maviliği..

Hepsinde kocaman mavi zeminli birer yüzme havuzu.. Hepsinde açık büfe dev bir restoran.. Son derece dikkatle düzenlenmiş yeşil alanlar..

Çocuk parkı, tenis kortu, zartı zurtu.. Bu otellerden birini gördün mü hepsini görmüş olursun.. Üstelik yıldızları bol olduğundan hasar DA büyük olur..

Esbelli Evi
“Butik Otel” ise bu tür otellerden sıkılan alternatif hayat meraklılarının kaçış alanları..

Otel en başta diğer otellere benzemeyecek.. Farklı bir coğrafyası, farklı bir tarzı olacak.. Hem ev ortamı gibi olacak hem otel müşterisine bağımsızlık duygusu verecek..

Ayrıca otelde değil de evinde gibi hissettirecek..

Kapadokya bu işlerde diğer bölgeleri çok aşmış.. İyi otelcilerin yarattığı farklı tarzların yanı sıra coğrafyanın DA katkısı var..

Kaldığım Esbelli Evi de böyle bir şeydi..

Tamamen kayalar içine oyulmuş bir mekân.. Ortak kullanılan alanlar dışında bir süiti, sekiz ayrı odası var.. Her oda aslında bir kaya mağarası..

Ancak düzenlenmiş, genişletilmiş; dağ başındaki mağara evlerin aksine geometrik form verilmiş.. Tuvaleti, sürekli sıcak suyuyla banyosu, her ihtiyacı karşılayacak konforu var..

Haaa!

Tercihiniz bir butik otelse odada mini bardı, televizyondu; böyle şeyleri aklınızdan çıkarın.. Hele televizyon.. Yozlaşmanın, dejenerasyonun birinci suçlusu olduğundan buralarda seyredilmiyor..

Tam tersine.. Görüldüğü yerde vurulması için emir bile çıkarılmış..

***

Günlük yazımı Esbelli Oteli’nin ilçeye bakan AMA daha çok peri bacalarını gören terasında; müthiş manzarasını seyrede seyrede yazdım..

Orada kahvaltı ettim.. Müthiş keyifli ayrıldım.. Sınırlı rezervasyon yüzünden Sevim Karabıyık’ın işletmeci ortağı olduğu Ürgüp Evi’ne geçtim..

Orası DA başka bir güzellikler alemiydi.. İki gün haplanmış gibiydim..

Televizyon mu?
Kısmet Çiner’in işlettiği Otel Kayadam DA çok enteresan.. Koca bir kaya kütlesinden yaratılmış.. Gece ışıklandırıldığında seyrine doyum olmuyor..

Haydar Haykır ile Leslie Hanım’in işlettikleri Elkep Evi ise Ürgüp’ün mağaralar mahallesinde.. Bu butik oteller benim favorilerim..

Ve hiçbirinde televizyon yok..

Haaa! Aklınızda bulunsun.. Eğer sırf meraktan bile olsa bu butik otellerden birine inerseniz “Televizyon yok mu?” diye sormayın.. O saat sizin normal otel müşterisi olduğunuzu anlarlar..

Bir şey demezler yüzünüze karşı AMA siz neden ezildiğinizi anlamazsınız..

Lokanta halleri
Ürgüp “butik oteller” cenneti.. Lakin aynı şeyi lokantalar için söyleyemezsiniz..

En iyileri ortalama.. Ortalama diye tarif edilenler içinse tarif edersem dava konusu olacağımdan susmayı yeğlerim..

Sorduk, soruşturduk..

“Ürgüp’ün en iyi lokantası budur” deyip o tarafa doğru dürttüler.. Şehir merkezinde, modern çarşının içinde Şömine’yi böyle buldum..

69 kuşağından İsmail Bey müsteciri.. (Bu kuşak 68′in son versiyonu.. Kapsama alanı daha geniş.. Bir de Diyarbakır işi ibrişim kuşak var ki içine sadece ben giriyorum)

İsmail Bey gelip, kendisini tanıştırdı.. Hatta oturup karşılıklı birer kadeh şarap içtik..

Bu tür tanışmaların içkili ortamlarda olması çok iyi bir şey.. İnsanı Gaza getiriyor.. Nitekim İsmail Bey de aniden kalkıp içeriye gitti..

Döndüğünde elinde Romanya’dan gelme bir şişe kırmızı şarap vardı.. Onu ikram etti..

Yemeklerinden de sohbetinden de keyif aldım..

***

Şömine Restoran’ın özel yemeği testi kebabı.. Tıpkı güveç yapar gibi, malzeme bir testiye takılıyor.. Tabii ki et ağırlıklı..

“Sağlıklı testi kebap” yapacağız diye soya fasulyesi kullanmayacağız..

Testinin ağzı sıkıca kapatılıyor.. Fırına atılıyor.. Piştiği tahmin edilince de sofraya getiriliyor.. Getiren garson yanında pala benzeri bir bıçak azmanı taşıyor..

Müşteri bu bıçağı alıyor.. Kılıcını havalandıran bir samuray gibi havaya kaldırıyor..

Bıçağı testinin boynuna indiriyor..

Bu eylemi yaparken isteğe bağlı olarak “Ya Allah!” veya “Ya Settar!” diye de bağırabilirsiniz.. Siyasi slogan atılması tavsiye edilmez..

Boynu vurulan testinin ağzından çıkan et ve diğer malzeme, dumanı tüte tüte servis tabağına dökülüyor.. Afiyetle yeniliyor..

Şehirde kahvaltı olayı ise tam bir perişanlık..

Yirmi bin yatak kapasiteli turistik bir bölgede “Adam gibi kahvaltı verme refleksi” NE yazık ki gelişmemiş..

Bu konuya yöreyi anlatarak devam edeceğiz.. Ama önce kendime bir gün izin vereyim..

Kategori Nevşehir | Yorum yok »

Yılın en ucuz tatili devletten!(Okuyun Fikriniz Olsun)

Ekim 11th, 2008 by admin
Yurdun çeşitli bölgelerindeki kamuya ait kamplar ve dinlenme tesislerinde, vatandaşlara uygun fiyat koşullarıyla tatil imkanı sunuluyor.

Alınan bilgiye göre, İzmir’in Seferihisar ilçesine bağlı Doğanbey-Payamlı beldesinde bulunan, denize 50 metre mesafedeki Karayolları kampından, Karayolları çalışanlarına öncelik tanınmak koşuluyla tüm vatandaşlar yararlanabiliyor. Konaklama bedeli olarak 17,5 YTL alınan tesiste, spor alanları ve kafeteryalar da hizmet veriyor. İzmir’in Urla ilçesi ile Çeşmealtı arasında bulunan Polis Eğitim Moral ve Dinlenme tesislerinde ise 76 oda ve 304 yatak bulunuyor. Emniyet mensupları dışında yatılı konuk alınmayan kampta, günübirlik olarak kamu çalışanları da ağırlanıyor.. Bir kişi günlük konaklama ücreti olarak 4 YTL ödüyor.

Foça ilçesindeki Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Eğitim ve Dinlenme Kampı, 400 yatak kapasitesiyle tam pansiyon olarak hizmet veriyor. İzmir’in Çeşme ilçesinde Et ve Balık Kurumunun kampında, her biri 4 kişilik 44 bungalov bulunuyor. Kontenjan olması durumunda başka kamu görevlilerinin de kabul edildiği tesiste tatil yapanlar, 3 öğün yemek dahil kişi başına 23 YTL ödüyor. Tesis, 13′er günlük 7 devre halinde hizmet veriyor.

ANTALYA BÖLGESİNDEKİ UCUZ TATİL İMKANLARI
Antalya Karayolları Sosyal Tesislerinde, 40 oda yer alıyor. Karayolları personeli yatak ücreti olarak kişi başı 10 YTL, memurlar ise 20 YTL ödüyor. Tesis deniz mesafesine uzak olduğu için gelenler havuzdan yararlanıyor.

Devlet Su İşleri Misafirhanesinde ise hem denize hem de havuza girme
imkanı mevcut. 50 yataklı tesis için personel iki kişi 32 YTL, kamu
personeli ise 39 YTL ödüyor. Antalya Limanı yanındaki Ulaştırma Bölge Müdürlüğü Kampı, tam pansiyon hizmet veriyor. oda 150 yatak kapasiteli kampta personelden iki kişi 37 YTL, kamu harici 39 YTL’ye kalabiliyor. Yatak kapasitesinin 30 olduğu Tarım İl Müdürlüğü misafirhanesinde de personel 12,5, memurlar 16, kamu kurumlarında çalışmayanlar ise 20 YTL ödüyor.

ALANYA BELEDİYESİNDEN 17,70 YTL’YE TATİL İMKANI
Ucuz tatil yapmak isteyenler, Alanya Karayolları Misafirhanesinde 4 yataklı odalarda kişi başına 12 YTL’ye kalabiliyor. 11 oda, 30 yatak kapasitesi bulunan Alanya Belediye Misafirhanesinde de kişi başı günlük 17,70 YTL ücret alınıyor.

Alanya Meteoroloji Misafirhanesi ve Çıraklık Eğitim Misafirhanesinde
kalmak isteyenler ise kişi başı 10-11 YTL ödüyor. Isparta Orman Bölge Müdürlüğünün 16 yatak bulunan tesislerinde, orman personeli 6 YTL’ye kalabilirken, dileyen herkes tesisten 15 YTL’ye yararlanabiliyor.

BURDUR’DA 30-34 YTL’YE SÜİT ODA
Burdur Polisevi 36 yatak kapasitesiyle, kurum personeline 9 YTL, kurum haricindekilere 17 YTL’ye tatil imkanı sunuyor. Süit odada tatil yapmak isteyenler 30-34 YTL ödüyor. Yatak kapasitesi 28 olan Burdur Köy Hizmetleri Misafirhanesinde ise günlük 9 YTL kalma ücreti veriliyor.

KARADENİZ’DE DOĞAYLA İÇ İÇE BİR TATİL ARAYANLARA
Samsun’a bağlı Atakum beldesindeki 40 yatak kapasiteli Karayolları
Tesisinden, vatandaşlar geceliğine 20 YTL ödeyerek yararlanabiliyor. Kent
merkezindeki Polisevi ve Devlet Su İşleri Misafirhanesinde kalmak
isteyenlerden 22 YTL ücret talep ediliyor. Kirazlık yöresindeki ÇAYKUR’a
ait tesislerde ise 70 yatak bulunuyor. Kurum personeline 7 YTL olan
ücretler, personel dışındakilere 10,5 YTL olarak uygulanıyor.
Sinop, Ordu ve Amasya’daki öğretmenevleri, köy hizmetlerine ait
misafirhaneler ve DSİ’nin tesislerinde kalmak isteyenler de kişi başına
7-28 YTL ödüyor.

Kategori Tatil Haberleri | Yorum yok »

Tatile gelen çocuklara Türkiye soruları

Ekim 11th, 2008 by admin

Tatile gelen çocuklara Türkiye soruları

ETTC Başkanı Hüseyin Baraner, eylül ayı ortalarında sona erecek araştırmanın sonuçlarının Birleşmiş Milletler ve UNESCO’ya rapor halinde sunulacağını bildirdi. Baraner, TurizmdeBuSabah’a yaptığı açıklamada, yapılmakta olan anketin, Türk turizminin geleceğinin şekillenmesi açısından da aydınlatıcı olacağını, dolayısıyla bu çalışmaya çok önem verdiklerini söyledi. Baraner, “Türkiye, bu kadar değişik ırk, dil ve dinde insanın bir arada tatil yaptığı tek ülke. Bu zenginliği değerlendirmemiz gerekiyor” dedi.

Savaşlar ve terör olayları nedeniyle dünyanın zor yıl geçirdiğine değinen Baraner, ”Ancak 2006 sezonunda Türkiye, değişik ülkelerden gelen insanların beraber yaşadığı, beraber eğlendiği merkez haline geldi. Şu anda Türk sahillerinde dünyanın en ücra köşelerinden gelen insanlar dostluk içinde tatillerini geçirmekteler” dedi.

Türkiye’nin çocuklar için güzel bir tatil ülkesi olduğunu ifade eden Baraner, ailelerin de çocuklarının istekleri doğrultusunda tatil için Türkiye’yi seçtiğine değindi. Baraner, Avrupa Türkiye Turizm İş Konseyi olarak Türkiye’de tatil yapan çocuklar üzerinde anket çalışması başlattıklarını kaydetti.

Türkiye’deki turistik tesislerde konaklayan 3 bin tatilci çocuğa ulaşmayı hedeflediklerini ifade eden Hüseyin Baraner, şu ana kadar 372 çocuk üzerinde anket uygulandığını dile getirdi.
Baraner, çocuklara, ”Burada mutlu musun?”, ”Tanıştığın arkadaşlarından memnun musun?”, ”Yeni tanıştığın arkadaşlarınla arkadaşlığını sürdürmek istiyor musun?”, ”Onlarla yeniden Türkiye’de buluşmak ister misin?” gibi sorular yöneltildiğine değindi.

Eylül ayı ortalarına kadar 72 ülkeden 3 bin çocuğa ulaşmayı hedeflediklerini vurgulayan Baraner, şu bilgiyi aktardı:

”Anket tamamlandığında bunu bir rapor haline getirip Birleşmiş Milletler ve UNESCO’ya sunacağız. Türk otellerindeki mini kulüplerde 72 ülkeden çocukların buluşması, UNESCO tarafından ödüllendirilmeli. Çünkü hiçbir ülke bu kadar insanı, huzur ve barış içinde bir araya getiremiyor. Bu çocukların kendi aralarındaki arkadaşlıkları, ileriye dönük dostluklara zemin oluşturacak. Türkiye, dünyanın siyasi anlamdaki en zor günlerinde bunu ispatladı. Türkiye bu başarısıyla gurur duymalı.”

Hüseyin Baraner, İngilizce, Almanca, Rusça ve Arapça’ya çevrilecek raporun Türkiye’nin tanıtımı için de kullanılacağını da vurguladı.

turizmdebusabah

Kategori Tatil Haberleri | Yorum yok »