İskenderun Turizmi…

Ekim 21st, 2008 by admin

TARİHİ YERLERİ

Bakras Kalesi

Iskenderun-Antakya yolu üzerinde 15 km’dedir. Havası, suyu ve manzarasıyla yaz aylarında aranan yaylalardandır.

Yunus Sütunu

İskenderun-Payas demiryolu üzerinde, İskenderun kentinin giriş kapı kalntısıdır. Yunus peygamberin yunus balığının karnından burada çıktığına inanılır.

Sokollu Mehmet Paşa Kervansarayı

İskenderun-Adana karayolunun 22 km. sinde bulunan Payas’tadır. Payas’ın doğusunda büyük bir avlu vardır. Avlunun etrafında ve içinde yolcuların barınması için kubbeli odalar mevcuttur.

Arsuz (Uluçınar)

İskenderuna asfalt yolla bağlı, 33km. güneyinde bulunan bu köyün, kıyı ve tepe eteğinde, Helenistik döneme ait seramik parçaları bulunmuştur. Halen çevrede de nekropol (antik mezarlık), antik yol ve mozaik kalıntılarına rastlanmaktadır.

Şehrin geçirmiş olduğu şiddetli deprem ve bombalamalardan dolayı merkezde, geçmişten günümüze pek bir şey kalmamıştır. Antakya’dan İskenderun’a girişteki Liman kalıntılarına ait duvarlarla sehir merkezindeki tarihi binalar mevcuttur.

Yavuz Sultan Selim Kervansarayı
Belen bucağındaki bu kervansaray, II. Selim tarafından yaptırılmıştır. Halk arasında Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırıldığına inanılan bu kervansaray, halen kahvehane ve otel olarak kullanılmakta olup özelliğini yitirmiş durumdadır.

Şato Kalıntısı
Şehir merkezinde Katoni’nin bahçesinde olup denizden 100m. İçeridedir. Skaibas Limanı kalıntısı olup aynı zamanda savunma kalesidir.

Sarıseki Kalesi
İskenderun-Adana asfaltının 10. km.de deniz kenarında bir tepe üzerine kurulmuştur. Kapıları üzerinde N.950-956 tarihi yazıları bulunmaktadır. Şimdi askeri birlik içinde kalan Sarıseki kalesinin Helenistik devire ait olduğu sanılmaktadır.

Şen Kale
Kırıkhan ile İskenderun arasında Amanos dağlarının yaylalık kısmında , 1250 m. Yükseklikte sarp ve kayalık bir tepede kurulmuştur. Haçlılar döneminde bir karakol kalesi olarak yapılmıştır. Kaleye güneyden patika bir yolla çıkılır.

Frank Limanı
Domuz Burnu güneyinde olup yolu olmayan bir liman kalıntısıdır. Helenistik devire ait olduğu sanılmaktadır.

Sütunlu Liman
Uluçınar’a yakın olan Helenistik dönem özelliğini taşıyan bir liman kalıntısıdır. Yolcu olmadığından ancak deniz motorlarıyla ulaşım imkanı vardır.

DOĞAL GÜZELLİKLERİ

Belen


Iskenderun-Antakya yolu üzerinde 15 km’dedir. Havası, suyu ve manzarasıyla yaz aylarında aranan yaylalardandır.

Arsuz

İskenderun’a 33km. mesafede kurulu yerleşim merkezi olan Arsuz, Akdeniz sahillerimizin belli başlı turistik ve sayfiye yeri olarak bilinir. Deniz ve kumu güzel olan Arsuz’un nüfusu, yerli ve yabancı turistlerin akınıyla yazın 30.000 kişiye ulaşır.

Sarımazı

İskenderun-Antakya karayolunun 10km. de yer alan Sarımazı, çamlık ve deniz manzaralı olup çevre halkının gittikleri dinlenme ve piknik yeridir.

Soğukoluk

İskenderun halkının en çok tercih ettiği yerlerin başında gelen Soğukoluk yaylası, oldukça serin olup, İskenderun’a 18 km. uzaklıktadır. Soğukoluk, suyu ve havasıyla çok güzel çamlık bir yayladır.

Gülcihan

İskenderun-arsuz yolu üzerinde ve İskenderun’a 27km. uzaklıktadır. Kumu ve deniziyle ün yapmış olan Gülcihan, yaz aylarında kamp yeri olarak tercih edilmektedir.

Atik

Yörenin en beğenilen suyunun bulunduğu Atik, Iskenderun-Antakya karayolu üzerinde, Belen gediğinden doğuya, toprak bir yolla ayrılan, Belen’e 10 km. mesafede şirin bir piknik yeridir.

Nergizlik

Suyu, manzarası ve havasıyla ünlü, İskenderun’a 13 km. uzaklıkta, Soğukoluk yolu üzerinde kurulmuş bir yayladır.

Kategori Karışık Semtler | Yorum yok »

Dr. Balıklar Sivas Balıklı kaplıca

Ekim 21st, 2008 by admin

Sedef hastaları Sivas’a gidiyor
Balıklı Kaplıca

Sivas’ın Kangal ilçesi hem köpekleriyle hem de balıklarıyla ünlü! Köpekleri hemen herkes tanıyor.Oysa balıkların özelliği çok önemli. Dünyada eşi benzeri bulunmayan ve sedef hastalarının son umut olarak gördüğü bu balıkları merak ediyorsanız,yazımızı mutlaka okuyun!

Doktor balıklar
Sivas’a gitmek için ya Kayseri ya da Malatya yolunu kullanmanız gerek. İstanbul’dan bu iki yere de Türk Hava Yolları’nın direkt uçuşları var. Ancak Kayseri yolu daha rahat olduğu için ilk tercih.Kayseri’ye indikten sonra, Sivas’a gitmek için üç saatlik bir yolculuğu yapmanız gerek. Yaz aylarında, sezonun yoğun olduğu dönemlerde, oteller Kayseri’den servis hizmeti veriyorlar. Balıklı Kaplıca Sivas’a 98, Kangal ilçesine ise 13 kilometre uzaklıkta. Yani Sivas’tan yaklaşık bir saat onbeş dakikalık yolunuz var. Kangal Sivas’ın en ünlü ilçesi, Hem köpekleriyle hem de balıklarıyla! Sivas Kangal Köpekleriyle sadakat ve görev anlayışı dışında fizikleriyle de dikkat çekiyor. Balıklara gelince, onların özellikleri gerçekten çok fazla. Bir kere, 37 derece sıcaklıktaki suda yaşıyorlar ve bu karşılaşılan bir durum değil. En önemli özelliği ise sedef hastalığına alternatif bir çözüm sunmaarı. En büyüğü on santimetre boyunda olan bu balıklar halk arasında,”doktor balıklar” olarak anılıyor.

Tesadüfen bulunmuş
Sivas Balık Kaplıca’nın bulunduğu bölge 1917 yılına kadar sazlıkmış. Ayağında yara olan bir çobanın tesadüfen iyileşmesiyle, yöre halkının ilgisini çekmiş. Balıkların yaşadığı bu sıcak derenin suyu kullanılarak ilkel havuzlar açılmış.1960′lı yıllarda Sivas İl Özel İdaresi’ne geçen kaplıcaya, dönemin şartlarına uygun tesisler yapılmış. 1983 yılında bir gazetecenin, havuzlara giren bir sedef hastasıyla yaptığı röportaj, kaplıcanın ününü dünyaya yaymış. Kaplıca 1988 yılında beri Ünsallar A.Ş. tarafında işletiliyor. Tesiste şu anda iki adet yüzme havuzu, 16 adet özel banyo var. 137 odası olan otel,kış aylarında da çok sıcak. Hem açık hem de kapalı havuzların,dereye bağlantısı var ve derenin suyu bir boruyla havuza geliyor, diğer taraftan çıkıyor. Dolayısıyla da balıklar havuz ve dere arasında gidip gelebilyor. Havuzların dibindeki çakıl taşları doğal bir hava yaratıyor. Bu çakılların sebebi, suyun yeerden kaynıyor olması. Suyun yerden kaynaması ise jakuzi etkisi yaratıyor.

Balıkların dişlerin yok
Sivas Balıklı Kaplıca’daki balıklar, insanlar suya girer girmez seri ve ilginç hareketlere başlıyor. En büyüğü on santimetre olan bu balıklar suya giren herkese vücudunuzda minik darbeler hissediyorsunuz.Başlarda hafif bir gıdıklanma etkisi yaratan balıklara zamnala alışıyorsunuz. Sedef hastaları ya da diğer cilt problemi olanlar, suya girdiklerinde, sudaki selenyum yarayı yumuşatıyor. Balıklar da ufak hareketlerle bu yaraları yumuşatıyor. balıklar kaplıcanın suyunda,litrede bir gram selenyum bulunuyor. Selenyum cilt için çok yararlı. 2001 yılının haziran ayında, Sivas Valiliği, Cumhuriyet Üniversitesi ve Balıklı Kaplıca İşletmesi’nin birlikte düzenlediği sempozyumda, bu kaplıcanın sedef tedavisinde olumlu sonuçlar kaydettiği kanıtlanmış. Cumhuriyet Üniversitersi Dermatoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. sedat Özçelik, bu konuyla 20 yıldır ilgileniyor. Çalışmaları sonucunda, 21 günlük kür uygulayan hastaların klinik olarak şifa gördüğünü tespit etmiş. Bu olumlu sonucun en büyük etkisi de, suyun özelliği ve kaplıcanın yüksek yerde bulunmasından dolayı hastalığına uygulanan bütün tedavi yöntemlerinde, hastalık tekrar edebiliyor. Ancak, balıklı kaplıcadaki 21 günlük kür, hastalıksız geçen süreyi uzatıyor.

Selçuklu etkisi
Sivas’ın özellikle sadece balıklı kaplıcayla bitmiyor. Selçuklu mimarisinin izlerine de sıkça rastlayabilirsiniz.sivas’a gitgiğinizde mutlaka görmeniz gereken yerlerin basşında, merkezdeki İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılan “Çifte minareli Medrese” ve hemen karşısındaki Selçuklu Sultanı l.İzzeddin Keykavus tarafından 1217 yılında yaptırılan “Şifai Medresesi” geliyor. Bu medresenin içinde, Sivas’a özgü kilimler bulabilirsiniz. Divriği de görülmesi gererken ilçelerden biri. Konakları dışında en büyük özelliği, ilçeye tepeden bakan heybetli Ulu Camii. Sivas, Hititler’den osmanlı’ya uzanan farklı bir kültür yapısına sahip.hem bu farklı kültürü yaşamak, hem de balıklı kaplıcanın şifalı sularından yararlanmnak istiyorsanız Sivas sizi bekliyor…
BUNLARA DİKKAT! Balıklı kaplıcalara girecek olanlar;

* Suyu içtikten sonra, havuza girmeden önce kahvaltı yapmak gerekiyor.

* Günde dörder saatten iki seans havuza girilmesi tavsiye ediliyor.

* 21 günlük kür uygulanmalı.

* 21 gün boyunca hastaların, “sedef hastalığı” ile ilgili herhangi bir ilaç ya da krem kullanmamaları gerekiyor.

* Tedavi süresince alkol de kullanılmamalı.

Kategori Karışık Semtler | Yorumlar Kapalı

Budapeşte

Ekim 21st, 2008 by admin

Uçuş süresi : 2 saat Para birimi : Forint’tir ama euro da yaygın olarak kullanılır Yüzölçümü : 93.036 kilometrekare Saat farkı : Lütfen saatlerinizi 1 saat geri alın Resmi dil : Resmi dil Macarca’dır. Genel olarak ingilizce bilinir Sıcaklık : Ilıman ve kuru bir iklime hakim olan şehirde, kış aylarında sıcaklık -4 ile 10 derece arasındadır. Yaz aylarında ise ortalama sıcaklık 15 ile 28 derece arasında değişir. Nüfus : Yaklaşık 2,008,546 Vize : Seyahatiniz için vize almanız gerekmektedir

Nasıl telefon edilir : 00-90 + alan kodu + numarası (Cep telefonları çalışılmaktadır) Türkiye büyükelçiliği : Uri utca 45. 1-355 19 75 Telefon kodu : 36 Şehir Kodu: 1 Ambulans : 104 Polis : 107

Çok sayıda müzesi, görkemli yapıları, 1300′e yakın kaplıcası ile Budapeşte tam anlamıyla bir kültür ve sağlık şehridir. Şehir Tuna nehri tarafından Buda ve Peşte olarak ikiye bölünmüştür. Buda tarafında bulunan, “Kale Dağı’na” çıktığınızda mükemmel bir manzara ile karşılaşacaksınız buna şaşırmayın!

Budapeşte gezinize ilk olarak Tuna Nehri’nde yapacağınız bir gemi turuyla başlayabilirsiniz. Bu turlara sayesinde, Buda ve Peşte’nin muazzam görüntüsünü seyredebilirsiniz. Bu gezinizde Tuna Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan 8 köprüden en güzeli olan “Aslanlı Köprüsü’nün” görünüşü sizi fazlasıyla etkileyecektir.

Parlamento Binası: Budapeşte’nin simgesi sayılan yapılardan biri “Parlamento Binasıdır”. 1884 – 1904 yılları arasında inşa edilen bu yapı 700 odalı oldukça büyük bir büyük yapıdır.

Gellert Tepesi: Gellert Tepesi, Tuna Nehri’nin bütün görkemiyle izleyebileceğiniz en güzel tepelerden birisidir. Gellert Tepesi’nin ve burada bulunan Özgürlük Anıtı’nın yapılış hikayelerini, Tuna Nehri manzarası eşliğinde rehberlerden mutlaka dinleyin.

Operahaz : 1200 kişilik opera binası ile Budapeşte’nin gözbebeğidir. Vidampark: Eğlencenin kalbi burada atıyor. Pesti Vigado: Konser salonu, hayvanat bahçeleri, sirkleri ile gezilmesi görülmesi gereken bir yer. Aquincum Museum : 2000 yıl önce yapılmış olan bu bina eşsiz mimarisi ile görülmeye değer. Budapeşte müzelerinin dışında tiyatroları ve festivalleri ile ünlü bir kültür şehridir.

Budapeşte de yemek kültürü hakkında ilk bilgi; acıya oldukça düşkündürler. Tatlı bir şeyler yemek isterseniz oldukça büyük porsiyonlarda servis yapıldığını unutmayın. Pan kek ve tatlılarının üzerine değişik soslarla süsleyip bambaşka tatlar oluşturuyorlar. Budapeşte’de av etinden hazırlanan yemekleri bir çok restoranda bulabilrsiniz. Özellikle Macaristan mutfağında domuz etinin eksik edilmediğini söyleyebiliriz.

Salata mönüleri de oldukça zengindir. Kapalı Çarşı’da satılan, mis kokulu taze meyve ve sebzelerde masanızdan eksik olmayacaktır. Tabii ki de Budapeşte’de Macar salamı ve peynir ile hazırlanmış mezelerin tadına bakmadan dönmeyin.

İçki kültürü için ise brendi ve kanyaklarının meşhur olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle de kayısı kanyağı “barack” ve tatlı şarapları ile geleneksel biralarının tadına bakmalısınız.

Vaci Utca : Bu sokak için Budapeşte’nin alışveriş sokağı denebilir. Modanın tüm nimetlerini gözler önüne seren bir caddedir. Bu caddede bulunan alışveriş merkezlerinin bol olması da alışveriş tutkunlarının hoşuna giden bir diğer unsurdur. Özellikle en önemli alışveriş merkezi olarak bilinen “Duna Plaza” koni biçiminde ki dış görüntüsü ile oldukça güzel bir, alışveriş cennetidir adeta.Budapeşte, yöresel ezgilerine sıkı sıkıya bağlı bir şehirdir. Sokaklarda gezerken rastladığınız mağazalarda ki, çanak çömlek, nakış işlemeleri gibi yöresel ezgilerini taşıyan ürünlerden satın alabilirsiniz.

Budapeşte, tam anlamıyla dinlenmek yeni yerler görmek için gitmeyi düşüneceğiniz bir şehir. Gece hayatının çok gelişmiş olduğunu söylenemez. Belki de kendi eğlencenizi kendiniz yarattığınız da daha çok eğlenebileceğinizi gösterebilmek için az sayıda bar ve diskosu vardır.

Şehir içi ulaşımlarınızda metroyu rahatlıkla kullanabilirsiniz. Eğer tercihiniz, otobüsü kullanmaksa, gece 24:00 e kadar süren otobüs seferleri ile oldukça rahat bir ulaşım sağlayabilirsiniz.

Kategori Karışık Semtler | Yorum yok »

Burgazada

Ekim 21st, 2008 by admin

şehir hatları vapuruna atlayıp, Burgazada’ya doğru yola çıkıyoruz. Zaten Burgazada’ya, Sirkeci ve Bostancı İskelelerinden vapurla gitmek en iyisi. Motorlar da diğer bir alternatif; diğer adalarda olduğu gibi.

Sait Faik’le özdeşleşmiş olan Burgazada, tek tepeli ve dairesel görünümlü bir ada ve çam koruları ile kaplı. Ama geçtiğimiz yıl geçirdiği yangın yüzünden, bu koruların bir kısmını kaybetmiş durumda.

Vapurla adaya yaklaşırken görülen manzara ve güzelim ağaçların yerindeki boşluk, insana çok dokunuyor doğrusu.

Burgazada’nın eski adı Antigon. Bu adı, büyük İskender’in Generali Antigones’ten almış.

Burgazada’ya indiğinizde buranın, sessizliğin adası olduğunu hemen fark ediyorsunuz. Zaten ilk durağımız, Kalpazankaya’da sakin, gürültüden uzak ve doğal bir koy.

Kalpazankaya, Burgaz’ın tam arkasında. Doğası bir harika; fakat etrafta atılmış bir çok çöp, bu güzelliği biraz bozuyor. Yine de buradan denize girenler, hayatlarından memnun.

Eskiden burada, kalpazanların faaliyet gösterdiği, sahte para bastıkları iddia ediliyor. Buradaki kayanın adı da eski kalpazanlardan geliyor, söylentilere göre.

Kalpazankaya Kır Gazinosu, Burgazada’nın simgelerinden. Burada akasya, erik, zeytin ve kestane ağaçlarının altında ve nefis bir deniz manzarası eşliğinde yemek yiyebilirsiniz. Gelmişken tandır yemek lazım aslında; fakat bunun için buraya çarşamba, cumartesi veya pazar günlerinden birinde gelmeniz gerekiyor.

Faytonlar, Burgazada’nın vazgeçilmezi. Fakat diğer adalardan en büyük farkı, faytonla gezerken buradan, hemen heryerden, denizi görebilmeniz.

Faytonla ister büyük, ister küçük tur yapabilirsiniz. Medeni Bey Koyu, Çamatya Koyu, Ön Koy, Martı Koyu, yol boyunca ayağınızın altında. Martı Koyu’ndan geçerken kumsalın gerçekten de bir martı şekilde olduğunu görüyorsunuz.

Burgazada’nın her tarafında Sait Faik’in izleri var. Ünlü yazarın yaşadığı ev de şimdi, müze olarak gezilebiliyor.

Burgaz Çayırı Sokak, 15 numaradaki ev, Sait Faik’in 1939′dan 1954′de ölümüne dek yaşadığı yer. Şimdi ev, pazartesi hariç hergün saat beş’e kadar halka açık, bir müze.

Burgazada öğretmenevi, burada konaklanabilecek tek yer. O yüzden eğer Burgaz’da kalmak istiyorsanız, buradaki 8 odadan birini seçmeniz gerekiyor.

Burgaz’da görülecek yerlerin başında, Patrik Methodios’un hapsedildiği zindanın bulunduğu kilise geliyor.

Kilise, aslında ayin yapılan pazar günleri ve özel günler dışında kapalı. Giriş holü ile zindan ise, her gün sabah 9′dan akşam 5′e kadar açık.

Aya Yani Kilisesi, Aya Yorgi Manastırı ve Kilisesiyle, Sankt Georg Manastırı ve Kilisesi de Burgazada’nın diğer tarihi yerleri.

Adanın her tarafını dolaştıktan sonra, tekrar sahile iniyoruz. Sahilde her taraf bisiklet dolu.

Bisiklet, adada faytonun en büyük alternatifi. Eğer bisiklet kiralarsanız, son derece keyifli ve eğlenceli bir tur yapabilirsiniz.

Biz adayı faytonla geziyoruz; ama dayanamayıp bir de bisiklete atlıyoruz. Çocukluktaki, o bisiklet turlarının keyfini hatırlatıyor insana…

Adalar Su Sporları Kulübü de iskeleye çok yakın. Üyelik sistemi ile çalışan kulüp, 1963′ten beri Burgazadalılara hizmet veriyor.

Dönmeden bir de dondurma yiyelim diyoruz. Lokantaların yanındaki dondurmacıya giriyoruz.

Burgazada’ya gelmişken, mutlaka Sinem Dondruma’ya uğrayın. Özelikle, sakızlı dondurması çok lezzetli.

Burgazada ormanlık alanının bir bölümünü kaybetmiş olsa da, yine de en yeşil ada. Bu yüzden Kalpazankaya Koyu’nu, faytonları, yemyeşil ağaçları ve denizi bırakıp şehre dönmek zor geliyor.

Kategori Karışık Semtler | Yorum yok »